Bilmem sizde de böyle midir, yolculuk benim üzerimde daima iyi ve unutturucu bir tesir yapar. Izdıraplarımızın, üzüntülerimizin mekanla yahut hayatımızın tabii muhutiyle sıkı bir alakası olsa gerek. Bir muharririn dediği gibi, falan yerde en kesif şiddetinde olan bir acı iki yüz kilometre daha ötede ve başka insanlar içinde biraz daha hafif ve daha kabil-i tahammül oluyor. Bununla beraber acıdan acıya fark eder ve benimki acıların en büyüğü, evlat acısiydi, üstelikte yağmur yağıyordu.
"İnsan nelere alışmaz ki..." Zaten hayat dediğimiz bu kapalı dairenin asıl mucizesi, bu alışmak değil miydi? " En sevdiğimiz mahlukları bile kaybetmeye alışmıyor muyuz? Günlerce, aylarca,senelerce görmemeye, mutlak, katı bir gurbet içinde yaşamaya alışmıyor muyuz? Bana gelince, kaybettiğim şeyi, yani kendimi hiç bir zaman sevmedim..."