Kelama ilişkin bir alıntıyla bu bölüme başlamanın gereği yok artık. Çünkü anlatacak dengbêjlerim yok. Yenilerini de bulmam olanaksız. Hepsi öldü. Hepsi ölüyor. Dengbêjlerimden Evdalê Zeynikê ve Ehmedê Fermanê Kiki’yi zaten hiç görmedim. Apê Qado öleli çok oldu. Yaşama bir yük, bir külfet gibi bakan, nankör yaşamın silsilesini yemiş o bahtsız Alihan’ın hala yaşıyor olduğunu ise hiç sanmıyorum. Rıfatê Darê geçen yıl öldü. Bu uzun denemede, denemeyi daha fazla uzatmamak için sözünü etmediğim ama ilginç yaşam öykülerine sahip ve beni etkilemiş Demir Ali, Mıhemed Şexo bir süre önce, Şakiro geçen yıl öldü. Çoçukluk ve gençliğimin önemli seslerinden Ayşe Şan bundan birkaç ay önce öldü.
Bir bülbül gibi okuyan Meryem Xan, bir çağlayan gibi akan Arif Cizrewi öleli çok oldu.
Dengbêjler artık ölüyor.
Zaman, artık dengbêjlerin öldüğü bir zaman.
Zaman, endüstriyel gelişmenin, hızlı yaşamın, reklamın, paranın, pazarın ve pazarlamanın egemen olduğu bir zaman. Zaman, para, pazar, reklam için devamlı üretilen, pompalanan yapay sözün zamanı. Bu tür söz tarafından rehin alındığımız, bu tür sözün yaşamımıza yön verdiği bir zaman. Elbette bu zamanda dengbêjlere yer yok. Dengbêjlerin kelamına yer yok. Zaman, içi boşaltılmış, anlamını, gücünü ve saygınlığını yitirmiş kelamın egemen olduğu bir zaman.