Böylelikle Dengbej, ülkesine dönmesi yasaklanmış, sürgün beyzadenin söyleyicisi, anlatıcısı, öğretmeni oluyordu. En önemlisi Dengbej, beyzadenin yeterince görülmeyen, çarpıtılmış tarihi, kimliği, kültürü ve dilinin canlı,yaşayan belleği oluyordu.
Yasaklanmış kelamın gizi, gücü ve güzelliğinin yarattığı hesapsız, çıkarsız bir yürek ve gönül ortaklığı. Bir ortak direniş.Bitmez direnişin yarattığı bir ortak umut, güven, faydacı, çıkarcı duyguların çok ötesinde insani bir idealizm.
Dengbej bu dil ile söylüyor, beyzade bu dil ile yazıyordu;
Û lı rohelatê
Dema ko dinya hışar dibe
...Dengê... strana azahî û serbestiyê, bıla
Mîna tîrêjên rojê ên pak û zêrîn
Bıkeve nav dil u guhên me
Bilûra min
Tu yî xemrevîna dilketiyên welat...
Gılgamış ile hala canlı ilişkileri olan bir eski zaman dilinin, tamamıyla siyasal nedenlerle, varlık şansının elinden alındığı, korkunç bir karanlığa itildiği ve diri diri mezara gömüldüğü yıllardı. Acı, kan ve gözyaşıyla dolu bu yıllar, o yaralı dil ile ağıtın, destanın, hüzünlü kelamın en fazla yaratıldığı, söylendiği yıllardı. Ama gizlice, korka korka, kapı artlarında, çekinerek. Evet, bu yıllar çok eski bir dilin tümüyle illegal bir yaşama mahkum edildiği yıllardı.