Kendinden emin, yaptığı işi bilen, işinin ehli, giyimi, kuşamı, duruşu, havası yaptığı işle uyumlu bir dengbêj.
Gün görmüş, devran geçirmiş Ehmedê Fermanê Kiki.
Ziman dê ye, ewlad lê ye
Welat bav e, hukum navê ye
Bê welat, merî sêwî ye…
Dayika min e, ziman delal
Methê kibîr hertim bal
Te kişandin xem û xeya…
Feqiyê Teyran
Hüzün; yüreğin, ruhun terbiyecisi. Hüzün; direnen bir dilin yaşam kaynağı. Hüzün en çıplak, en ince, en yalın duyguların yaşandığı mekan. Hüzün; acıyı, ezikliği, sıkışmışlığı, şaşkınlığı, yenilgiyi, kaybetmeyi ve çaresizliği yaşayan insanın anayurdu.
Hüzün; Rıfatê Darê’nin gözlerindeki yaş.
Rıfatê Darê söylemeye, anlatmaya, kendi dönemini kurmaya, onları öykü, anlatı, klam haline getirmeye başlıyor. Ve söyleyerek açılıyor, açılarak söylüyor. Hep söylüyor. Söyleyerek fazlalıklarını atıyor, söylemenin kurallarını öğreniyor, hangi kelamın hangi kılama uygun olduğunu, hangi kelamla vurgu yapılacağını, kelamın hangi havasıyla dinleyiciyle daha yakından, daha dolaysız, daha sıcak bir ilişki kurulabileceğini öğreniyor. Ve ustalaşıyor, usta bir Dengbêj oluyor.