Başkalarını sanki kendileri hiç hata yapmamış gibi küçümseyen, kendi yolunu tek doğruymuş gibi dayatan bir özgüven türü var ki... beni gerçekten ürkütüyor.
Oysa insan, hatasını hızla kabul etmeli, üzerine düşünmeli ama fazla oyalanmamalı; hemen daha iyisini yapmak için adım atmalı. Hiçbir şey mutlak değil. Ve düşüncelerimi başkalarına dayatmamalıyım. Ne yazık ki, bu en basit gerçekleri sık sık unutuyorum.
Biri karşıma geçip yalnızca kendinden bahsede cekse, duvara konuşsa daha iyi.
Kendini sürekli ispatlamaya çalışan, durmadan anlatan insanlar beni çok yoruyor. Bu yorucu enerjileri içimi tüketi- yor. Hiçbir şey söylememem gerekirken, ortamdaki tek kişi bu kişiyse ve onu “etkilemekten” başka seçenek yoksa, ben de elimden geldiğince kendimden bahsetmeye çalışıyorum.
Daha çok konuşmaya, daha çok dikkat çekmeye uğraşıyorum. Gerekirse biraz abartıyorum bile.
Peki burada esas yorucu olan kim? Ben miyim? Muhtemelen. Evet, kesin benim.
Bu yüzden iki gündür yataktan çıkamıyorum.
Kendimden çok yoruldum.
Yetişkin olmak, "Canım nasıl isterse öyle davranırım," demek değil; zorlayıcı, sinir bozucu bir durumda sabretmeyi seçebilmek demektir. Dünyada pek çok insan, huzuru bozmamayı, akıntıya kapılmayı seçer.
Başkalarının bakışı, kendime baktığım göz hâline geliyor; hem de her zamankinden keskin bir şekilde içime saplanıyor. Görünüşümle ilgili kaygılar, diyet yapma baskısı, zihinsel sağlığım... hepsi üstüme üstüme geliyor ve bütün bunlar sonunda kendilerini tıkınırcasına yeme olarak dışavuruyor. Lisede hep tombuldum, üniversitede zayıfladım ama bu beni güzel kılmadı. Sadece sokakta yürürken patates kızartması yemem yüzünden insanların beni küçümsemesini engelledi. Ya da yemekten sonra çikolata yediğimde ailemin, "Zaten bu yüzden şişmansın" demesini. Zayıflamak istediğimi söylediğimde insanların, "Nereni zayıflatacaksın ki?" diye tepki vermesini sevmiştim. Ne kadar çürümüş ve garip bir güç kırıntısı... Beni zehirlemeye, başkalarının bakışı uğruna -kendi sağlığım için değil- zayıflamaya itmeye yeten bir şey. Bu düşünceler içimdeki açlığı daha da körüklüyor ve sonunda yine kontrolümü kaybediyorum. Her şey, her zamanki gibi, benim suçum.