De profundis "derinliklerden" anlamına gelir.
Oscar wilde'ın hapisten sevgilisi lord alfred douglas'a yazdığı mektubudur. Mektup da iğneleyici bir üslupla tutkusunu, takıntılı bağlılığının ona servetine, itibarına, yazın sanatına nasıl zarar verdiğini yer yer öfkeli yer yer suçlayıcı sözlerle ifade ediyor. Bu aşkın iki üç sene içinde kendisini bitireceğini bile bile neden bu ilişkiye devam ettiğini açıklıyor sevgilisine. Ve ona bu sevgiyi hakedecek niteliklerde olmadığı halde ondan neden ayrılmadığını yazıyor. Sevgilisine karşı bu kadar öfkesini bu durumun onda yarattığı yıkımı anlatırken
"Bugün yüreğimde sevgi olmalı, yoksa günün sonunu nasıl getiririm?” diyerek ondan nefret etmediğini söyler.
"Şimdi içimde gizli kalan bir yanım bana dünyada hiçbir şeyin, hele acı çekmenin kesinlikle anlamsız olamayacağını söylüyor.’’
Mektubuna son verirken sözleri "bana dön"e doğru kayar.
"Sevginin amacı sevmektir; yalnızca sevmek, sonuna kadar sevmek.”
"Seninle ilişkide insan ya her şeyi sana feda etmek ya da seni feda etmek zorundaydı. Başka seçenek yoktu.”
Mektubu sevgilisine gönderemedi. Bu mektup ölümünden sonra kitapta da bahsettiği yakın arkadaşı tarafından basılır.
“Biz kederin maskaralarıyız. Kalbi kırık palyaçolarız.”
Not:Wilde çoğu yerde biseksüel olarak nitelendirilmesine rağmen kendini Yunan kültüründen gelen bir erkek aşkı geleneğine bağlıyor ve Sokratik olduğunu iddia ediyordu. Wilde, eşcinsel olduğu için yaşadığı dönemde ahlaksızlık suçlamalarıyla yargılanmış ve iki yıl hapis cezasına çarptırılmıştır.
1928 yılında Virginia Woolf’tan Cambridge Üniversitesi’nde bir konuşma yapması istenmiş. Kendisi de bu uzun makaleyi yazmış.
Kitapta yüzyıllardır kadınlara yapılan şiddetten bahsediliyor.
Hem
Kitapta her bölümde farklı birinin hayatı anlatılıyor ve onların hayata bakışı, pişmanlıkları, umutları...
Hani derler ya kendi hayatımda seyirciyim diye. Karakterlerimiz de bunu görüyoruz.
Taciz nedir?
Fiziksel mi yoksa ruhsal bir saldırıya mı uğraşmaktır?
Kitap üç bölümde oluşuyor.
İlk bölümde bir konferans sırasında tanıştığı bir kadınla ilişkisinin evrilmesini anlatıyor.
Ona karşı duygusal bir yakınlaşma olmadığını düşünürken karşı tarafın her davranışı nasıl farklı yorumladığını, bu durumun onda yarattığı rahatsızlık hissini anlatıyor.
İkinci bölümde yazar taciz üzerine araştırmalar yapıyor. Geçmişte yazarların, kitapların o romantik dediğimiz olayların ardında var olan o gizli tacizi bize fark ettiriyor.
Üçüncü bölümde ilk bölümün aksine kovalananken kovalayan oluyor. Geçmişte o yaşadığı rahatsızlık hissini artık veren kişi olmanın nasıl bir durum olduğunu anlatıyor bize yazar.
Kitapta dikkatimi çeken şey sanat ve alışkanlıklar üzerine oluşan o kısır döngü.
-Trapez sanatçısı
Açlık sanatçısı
Islık Şarkıcısı-
İlerlemek ve hayatı idame ettirmek istiyorsak bazen alışılmışın dışında çıkmak gerekir
Ancak burada trapez sanatçısına artık bir değil de iki trapez kullanarak akrobasi yapması istendiğinde bu durum onun için bir yıkım olur ve bunu yapmayacağını söyler. Menajeri onu ikna etmek için dil dökmeye başlar.
....
Bir kafeste kalan ve kırk günlük sürelerle aç kalan açlık sanatçısı bir zaman sonra sanatına olan ilginin azalmasıyla menajeri artık bu işe vermek istediğini söyler. Ancak açlık sanatçısı bu durumu kabul edemez. Aç kalmaya o kadar çok alışmıştır ki artık nasıl yemek yiyerek hayatını idame ettireceğini bilemez bu yüzden bir sirke gider. açlık sanatçısı olduğunu ve çalışmak istediğini söylerler.
Onu bir kafese koyarlar ve sergilerler. Ancak oraya gezmeye gelen insanlar ve çalışanlar onu unutmuştur. Günlerce aç kalır. Sayısını kendisinin dahi bilmediği.
Ona bunu ne zaman sonlandırmak istediği sorulduğunda "aç kalmak zorundayım başka türlü yaşayamam" " çünkü sevdiğim yiyeceği bulamıyorum. Eğer bulsaydım, inanın bana, bende siz ve diğerleri gibi tıka basa karnımı doyururdum." Bu son sözleri olur.
Ne demişler alışmış kudurmuştan beterdir..
Açlık SanatçısıFranz Kafka · Altıkırkbeş Basın Yayın · 20007,5bin okunma