Gitme zamanı geldiğinde gitmek gerekir. Gitme zamanı bir kez değil birçok kez gelir. Gitmen gerektiğinde gidemediklerin, bırakman gereken zamanda bırakamadıkların seni yolculuğundan, kendinden, hatta insan olmaktan uzaklaştırır. Bir ihtimal rüya görmek için uyanık kaldığımız, uyumak için yaşadığımız gibi, başımıza gelenler, yaşadıklarımızın hepsi gitme zamanları içindir.
Vicdanın anahtarları, ümit etmenin ikiz kardeşi. Ümitse, insana acı verir.Bilir misin ki Pandora’nın kutusu açıldığında içinden çıkan en son şey ümit oldu. Ümit acı çekmeyi uzatır, umut acı dayanıklılığını artırır. Oysa acının bitmesi için kaynağını yok etmek zorundasın ki o zaman da ümit ölür. Bu yaşamda en kötü ölürüz, fazlası yok. O yüzden yalanı yaşamayı seçmek, birkaç gün ömrü kalmış insanın ‘ben iyiyim hiçbir şeyim yok’ demesinden çok da farklı değil. Yalanı yaşayarak mutlu olamazsın. Biliyorum ki
uyanıyorsun.”
“Ne yaparsan yap insanlar seni yargılayacak. Ya İsa’nın çarmıha gerilmesi gibi ‘sacrifise – fedakârlığı’ her gün yapacaksın ya da vicdanın anahtarlarını elinde tutacaksın. Ya kendinden vazgeçeceksin ya da yalanı yaşamaktan.
Neden yalanı seçiyor insan?”
“Mevlana Celaleddin Rumi.”
“Ben bir hikâye aktarmak isterim. Karanlık bir ahıra fil getirip insanlara
göstermek isterler. Hayvanı görmek için herkes toplanır. Fakat ahır o kadar
karanlıktır ki hiçbir şey görmek mümkün değildir. Göz gözü görmeyen o
yerde fili tanımak için elleriyle dokunmaya başlarlar. Birisi eline hortumunu
geçirir, ‘Fil bir oluğa benziyor’ der. Başka birinin eline kulağı geçer, ‘Fil bir
yelpazeye benziyor’ der. Bir başkası filin ayağına dokunur, ‘Fil bir direğe
benziyor’ der. Bir başkası da sırtına değer, ‘Fil bir taht gibidir’ der. Herkes
filin neresine dokunmuşsa, fili ona göre anlatır. Hiçbirinin tarifi diğerine
uymaz. Hepsi doğru söylemektedir ama hiçbirinin tarifi de fil değildir. Bu
hikâye, hakikatin birliğine karşın; çokluğa nispetle idraklerde çoğaldığını
açıklamaktadır. Hiçbir idrak yanlış değil; fakat hakikate nispetle mutlaka belli
ölçüde eksiktir. Nihayetinde ayna neden icat edilmiş, ne işe yarar? Herkes
nedir, kimdir, kendisini bilsin diye değil mi?”