Bedeninin, zihninin ve ruhunun bu dünya sayesinde var olduğuna inanan
insanlığa, aslında dünya senin sayende var, diye haykırmak istiyorum.
Mevlana ses ediyor sevgi diyarından ve diyor ki: “Hak yolunun yolcusu,
küfürden de dinden de beridir. Gönlüme baktım: Allah’ı orada gördüm.
Yoksa başka yerde değil. Ben ne Hıristiyanım, ne Musevi, ne Zerdüşt ne de
Müslüman... Ne Şark’tanım ne de Garp’tan, ne topraktan ne de denizden.
İkiliği bir yana attım. İkinin bir ettiğini gördüm. Bir’i arar, Bir’i yaşar, Bir’i
çağırırım ben.”
İnsanlık, kendi eliyle yarattığı dünyaya taparken, Allah inancını da yarattığı
bu dünyanın altına itiyor. Halil Cibran, Ermiş adlı kitabında bir hikâyeye yer
verir:
Bilge kişi dünyadan göçmeden önce ahaliyi meydanda toplar, bildiklerini
son bir kez paylaşmak için. Ahali sorar, o cevaplar. Sevgi, para, zenginlik,
eğitim, emek, toprak, çiftçilik... Hepsini anlatır, her soruya cevap verir.
Ahaliden biri, “Bize dini anlat…” der.
Bilge de der ki: “Anlattım. Sen neredeydin?”
Soruyu soran, “Yok anlatmadın ben hep buradaydım’’ diyerek karşılık
verir. Bunun üzerine Bilge devam eder: “Siz hayatınızın zamanını, saatlerini
bunlar Allah’a ait saatlerdir, bunlar dünyaya ait saatlerdir diye ayırır mısınız?
Gerçekten inanan bunu yapar mı? İnanan bilir ki, her an Allah huzurundadır,
her yaptığını Allah’ın adıyla yapar.”