“Benim açtığım kapılarda Dünya Savaşları oluyor. Söylesene nasıl çıkabilirim…” dedim, kucağımda ki Aids’i ona verdim.
“Bilemiyorum, benim labirentim de saray odaları vardı. Odalar altınlar, mücevherler, ipek kumaşlarla doluydu. Sofralar vardı, binbir çeşit yiyecekler ile dolu… Çıkmak istememiştim. Bir prens gibi yaşamaya devam etmek istemiştim.” dedi Tifüs.
“Ama yaşayamadın, Arşidük Fransuva Ferdinand. 1.Dünya Savaşı senin öldürülmenle başladı ve sen mutlaka savaşı görmek istedin. İnsanlığının özünü kaybettiğinde Tifüs olarak yayıldın. Lekeli humma olarak da seslenilmişti sana öyle değil mi? Birinci Dünya savaşı sırasında binlerce insanın ölümüne neden oldun.” dedim, ilerlerken. Bildiğime şaşırmamıştı. Belki de bildiğimi çok önceden anlamıştı.
“O savaşta olmamam sence de bana büyük haksızlık olmaz mıydı?” dedi Tifüs.
“Lilith demek seni de böyle kandırdı.” dedim, onu durdurup. Ama o beni itekleyip ilerlemeye devam etti.
“Benim için savaş başladı. Evet, belki farklı farklı nedenler, çıkarlar vardı. Ama ben son damlaydım. En önemli olan damlaydım. Şimdi lütfen üçüncü dünya savaşı başlamadan buradan nasıl çıkacağımızı bulur musun?” dedi Tifüs. Sanırım haklıydı.
Ama ben, savaşları affedebilir miydim?