Han-ı Yağma yergi edebiyatımızın en güzel örneklerindendir:
Yiyin, efendiler, yiyin; bu Hân-ı iştehâ sizin;
Doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin!
Ramazan Sadakası şiirinde,soğuk bir havada köprüde dilenen çocuğu anlatırken,yoksul çocukla varlıklı ve mutlu insanları karşılaştırır:
"Efendiler, Ramazan'dır...Mübarek akşamdır..."
Zavallı tıfl-ı sefalet, zavallı ömr-i tebâh!
"Efendiler, acıyın, ben garibim işte..." Hayır,
Akın akın geçen erbâb-ı itizâz ü refâh
Eder bu kirli, yırtık sadâdan istikrâh.
"Efendiler, Ramazan'dır... Kutsal akşamdır..."
Zavallı yoksul yavru, zavallı tükenmiş ömür!
"Efendiler,acıyın,ben kimsesizim işte..." Hayır,
Akın akın geçen bolluk ve rahatlık içindeki kişiler
Bu kirli, bu yırtık sesten iğrenirler.
Edebiyat-ı Cedide şair ve romancılarını okuyarak edebiyatla yakından ilgilenmeye başlayan Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun edebiyat merakı okumuş bir insan olan annesinin kitap sevgisiyle başladı. Çocukluğuyla ilgili anılarında özellikle Monte Kristo romanının etkisinden söz eder ve şöyle der: " Belki bugünkü mevcudiyetimde Monte Kristo kahramanlarının bazıları hâlâ yaşamaktadır. İhtimal on bir, on iki yaşımda iken bu kitap elime geçmemiş olsaydı, ben şimdi büsbütün başka bir adam olacaktım. "