Hiçbir kadın sırf kadın olduğu için yemek yapmak, temizlik yapmak, çocuğa bakmak zorunda değildi. Hiçbir erkek sırf erkek olduğu için çalışıp eve ekmek getirmek, her koşulda ve acının herhangi bir boyutunda sırf erkek olduğu için ağlamamak, nezaketen de olsa eşinin sözünü dinlememek, çocuğunun bir kere bile altını değiştirmemek zorunda değildi. Sırf erkek olduğu için eşine yardım etmemesi gerektiği düşüncesi erkeğin kadına hizmetçi gibi davranması ve o şekilde görmesinin yanı sıra kadının da tek vazifesinin bu olduğu, kendi keyfini ya da isteklerini önemsememesi gerektiği düşüncesini normalleştirirdi. Fakat bu hiç de doğru bir düşünce değildi. Bir erkek, çocuğunun altını da değiştirmeli yeri geldiğinde ev işinde de yardımcı olmalıydı. Bir kadın, kendine de zaman ayırmalı, yeri geldiğinde ailesine destek olabilmek için çalışmalıydı da. Ki sadece ailesine destek olmak için değil kendi ayaklarının üzerinde durabilmek için çalışmalıydı.
" Anladığım kadarıyla bu kadına sevgi ile şiddeti birlikte öğretmişler. Her dayak yediğinde sevildiğini sanması bu yüzden olabilir. Çevre, toplum, büyüdüğü yer öyle insanlarla dolu olabilir. Belki de hiç gerçekten sevilmemiştir. Bunu sevgi sanıyor olabilir. Bizim toplumumuz biraz böyle biliyorsun. "