Gerçek aşk, iki insanın sadece arzularıyla değil, ruhsal derinlikleriyle bir araya gelmesidir. Yüzeysel ilişkiler, birbirine hitap etmekten çok, bir boşluğu doldurmak, bir ihtiyacı karşılamak gibi geçici tatminler sunar. Fakat aşk dediğimiz şey, o anlık hislerin ötesinde bir şeydir. Aşk, iki ruhun birbirine dokunmasıdır. Aşk, sadece arzulanan bir bedenden daha fazlasıdır.
Sürekli olarak ilişki yaşayan ve bu ilişkileri aşk olarak adlandıran insanlar, aslında aşkın gerçek doğasını anlamaktan çok uzaktır. Bu tür ilişkiler, derinlikten yoksun, yalnızca fiziki veya anlık mutluluklar peşinden koşan birer illüzyondan başka bir şey değildir. Gerçek aşk, başkalarını tatmin etme veya geçici bir duygusal boşluğu doldurma amacı gütmez. Aşk, zorlama veya kolayca elde edilen bir şey değildir. O, bazen yıllarca süren bir anlayış ve karşılıklı saygı gerektirir. Aşk, kişinin kendini bir başkasında bulabilmesidir; bu, sadece bir karşı cinsle değil, aynı zamanda ruhsal bir bağ kurabilme çabasıyla ilgilidir.
Aşk, sadece “benimle ol” demekle gerçekleşmez. Gerçek aşk, bazen en acı verici ve karmaşık duygularla gelir. Ancak, bu duyguların içinde bir tür arayış, büyüme ve kabul vardır. Yüzeysel ilişkiler, sadece anlık tatminler ve boş söylemlerden ibarettir. Bir “aşk” ilişkisini, yalnızca fiziksel çekimle ve sürekli bir ‘yakınlık’ arzusuyla tanımlamak, aslında aşka ve insan ilişkilerine hakarettir. Aşk, sahiplenmek değil, birlikte var olmak ve büyümek demektir.
Her iki tarafın da birbirinin acısını ve mutluluğunu derinden hissettiği, her anında birbirini tanıdığı, hataları ve eksiklikleriyle birlikte kabul ettiği bir bağ vardır gerçekte. Oysa modern ilişkiler çoğu zaman, başkalarına gösterilen yüzeysel bir parıltıdan başka bir şey değildir. Aşk sanılan o şey, her birinin birbirine