18 Ocak 2015 İstanbul
En son ne düşünmüştüm? Az önce, aklımda olan ne idi? Şimdi, o zaman mı? Az önce de yine, bunu mu düşünmüştüm? Sorular, sorular, sorular… Gözümü açsam odanın içerisinde yine aynı düzeni, yine aynı eşyaları ve yine aynı zamanı hissedeceğime eminim. Hayır, bundan o kadar emin olamam. Çünkü zaman aynı zaman değil, o an şimdiki andan farklı. Çünkü zaman akıp geçiyor. Zamanın geçtiğini de şuradan anlıyorum. Bilincim, bunları düşünmemi sağlıyorsa, temsili bir yatay zaman ekseninde, bu sorular, bu ifadeler, bu sözcükler sırasıyla veya sırasını bazen elimde olmadan bozaraktan zamanın akışı içerisinde beynimde, zihnimde, dimağımda akıp geçiyor ise, zaman da akıp geçiyor demektir.
İlginç olan şu ki, hatırlama dediğimiz eylem bazen bilinçli oluyor, bazen de hatırlanan şey insanın aklına pat diye geliveriyor. Sanki yine o anları, zaman eksenimizde filmi gerilere sarmışız da yaşanmışları, deneyimleri, hatıraları tekrar yaşıyormuşuz gibi, kimi zaman önemsediğimiz tüm ayrıntıları da içerisinde barındırır şekilde, kimi zaman ise, sadece en belirgin izleri vurgulayarak yaşıyoruz. İşte yine böyle düşünme eylemi içerisinde, “nerede kalmıştım”, “az önce aklımda ne vardı”, diye sıraya sokmak istemem bundandır.
Gözümü açtığımda bu ana kadar düşünmüş olduklarım bile mazi olup geçecek. Nasıl ki birkaç gün önce olup bitenler, birkaç hafta, birkaç ay ve seneler boyunca olup bitenler, yaşananlar, nasıl ki üzerilerinden bir saniye bile geçse hemen mazi dediğimiz, bir daha hiç geri gelmeyecek fakat hatırlanacak, belki de en küçük ayrıntısına kadar hatırlanacak anılarla dolacak; öyleyse en son düşündüğüm bu düşünceden geriye doğru rahatça gidebilirim.
Elli beş yaşında olmak, önceden hayal edilebilecek bir şey gibi gelmiyordu, bana. Hele hele, yeni yetme çağlarımda bırakın