Freud'un öznesi sahaya üçlüyle çıkıyor: ego–id–süperego. Kavga bitsin, kişilik kurulsun, yolumuza bakalım. Lacan’ın öznesi için işler farklı. Özne kendini teknik direktör sanıyor ama başkan sürekli öznenin taktiklerine karışıyor. Oynatmak istediği mantaliteden tut o oyunu nasıl oynatacağına kadar her şeye o karar veriyor. Lacan'a göre dil dediğimiz şey o başkan işte: özne daha doğar doğmaz taktik tahtasını elinden alıyor. Kendi arzularını kendi cümleleriyle kuramıyor, Öteki’nin diliyle ifade ediyor. Yani aslında hiçbir zaman kendi oyun planı yok; hep başkanın taktiklerini uyguluyor.
Arzu meselesi de Türk kulüplerinin transfer açlığı gibi: her yaz tonla adam gelir, gelirken “hocanın tam istediği adam” denir, geldiğinde ise asla yetmez. Hep bir sonraki isim, bir sonraki söylenti… Hiçbir zaman gerçek tatmin yok. Senin için de öyle. Arzuladığın şeyleri elde ettikçe bir sonrakine geçeceksin. Çünkü sen istemiyorsun, ÖTEKİ istiyor.
Ne yaparsan yap bir bütün olamayacaksın. Neyi başarırsan başar, neyi elde edersen et, o tamamlanma hissine giden yol asla bitmeyecek. Arzularını doyurmaya çalışma çünkü onlar senin değil Öteki'nin. Yetiştiğin dil yapısı seni sen olmaktan alıkoyan şey. Diğerleriyle iletişim kurabilmek için araç olarak kullandığın bu dil doğduğunda beynine geçirilen bir kelepçe. Beyninin tam kapasiteyle çalışmasını engelliyor. Senin sen olmana izin vermiyor. Farkında olmadan sana çizilmiş sınırların içerisinde kalmaya mahkum oluyorsun. Meşhur reklamda dediği gibi: "sen, SEN değilsin".