Çocuklar aldatılmayı çabuk fark ederler. Önce hayret ederler. Anne babalarının kendilerine kötü ve günah diye gösterdikleri şeyleri nasıl olup da bizzat kendilerinin işlediklerini anlayamazlar.Sonuçta kendilerinde şu kanaat oluşur: “Anne-babalar böyle söyler, başka türlü davranırlar!
“Bu nedenle anne-babanın sözlerine karşı çocukların güveni kalmaz. “Şunu yapın, bunu yapmayın.” türünden nasihatlere artık aldırış etmemeye başlarlar.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kabahat gençlerde değil, sizdedir. Siz gençleri nasıl terbiye ederseniz, onlar da öyle yetişir. Gençlere verdiğiniz terbiye nedir? Hiç.
Anneler çamaşır ve bulaşık yıkamak, tahta silmek, temizlik yapmak ve yemek pişirmekle meşgul olurlar. Babalar da memuriyet, ticaret, dükkân veya fabrika işleriyle meşgul olurlar.
Ama çocuklarıyla asla meşgul olmazlar. Çünkü bunun için vakitleri yoktur. Sonra çocuklarla meşgul olmak, insanı yoran ve usandıran bir iştir. Bunlar çocuklarıyla konuşmazlar, onların hayatlarıyla hiç ilgilenmezler.
Serbest zamanlarında çocuklarını okşarlar, onlara şekerler, oyuncaklar verirler.
Bundan sonra da “Hadi bakalım, şimdi bir kenara çekilin; gürültü etmeden kendi kendinize oynayın.” derler. Bunun anlamı şudur: “Başımızdan def olun da ne yaparsanız yapın.”
Bir kuşağın düşünsel olarak çıplak kalmasına dayanamadılar. Finleri manen uyandırmak ve kültürel olarak yükseltmek isteyen vatanseverler, kolları ve bacakları kayış gibi sertleşmiş olan bu kahramanlardan ne yetişebilir ? Bunlar daha sonra hayatta nasıl bir görev yerine getirirler? Vatanın geleceğinde bunların ne hizmeti olabilir ?
Kusursuzluğu aramak, en iyiyi aramak demek değildir. O, içimizdeki en kötüyü, bize yaptığımız hiçbir şeyin yeteri kadar iyi olmadığını, yeniden denememiz gerektiğini söyleyen kısmı dinlemek demektir.