Yaşamı, varoluşu ve hayatın anlamını çoğu zaman insan üzerinden değerlendiriyoruz. Peki, bunları bir kurdun gözünden okuyup, okudukça onun yaşadıklarını hissetmeye çalışsak nasıl olurdu? Jack London, yine hayatta kalma mücadelesini kendine has yazı üslubuyla kaleme almış. Beyaz diş daha dünyaya göz açtığı ilk andan dışarıdakı hayata, doğaya merak duyuyor. Ve hayat onu daha büyümeden zorluklarla mücadeleye itiyor. Beyaz Diş, yalnızlığa, soğuğa ve acı çekmeye farkında olmadan alışıyor. Kendisine bir parça eti bile karşılıksız vermeyen insanlara sadık kalıyor. Her geçen gün öğreniyor Beyaz diş: “Güvenmemeyi, sevgisizliği, her kesden çok sevdiği annesinin bile kalıcı olmadığını…”
Nedense en dibe vurduğunda, hevesin, umudun, gücün kalmadığında hayat karşına kurtarıcını çıkarıyor. O, sana başka bir dünyanın var olduğuna inandırıyor, elleriyle okşayıp kollarıyla sarıyor ve hiç gitmeyecekmiş gibi seviyor. Beyaz Diş şanslıydı, çünkü onun Weedon Scott’u vardı. Peki ya biz ?
“Güzel günler gelir
Ben görür müyüm, bilemem.”