Jack London’ın vahşi doğa hikâyelerine alışık biri olarak Demir Ökçe’yi bitirdiğimde açıkçası oldukça etkilendim; 1908 yılında yazılmış bir kitabın bugünün dünyasına bu kadar isabetli bir ayna tutması beni gerçekten sarstı. Kitabı okurken kendimi sadece bir kurgunun içinde değil, sanki yüzyıllar sonrasından gelen gizli bir el yazmasını ve o meşhur dipnotları inceleyen bir araştırmacı gibi hissettim. Ernest Everhard’ın sarsılmaz mantığı ve Avis’in tutkulu anlatımı sayesinde, oligarşinin o "demir ökçesi" altında ezilen bir toplumun direnişine bizzat şahitlik etmiş oldum. Eğer distopya türünü seviyorsanız, bu türün ilham kaynağı olan ve bittiğinde zihninizde onlarca soru işareti bırakan bu sarsıcı başyapıtı mutlaka kendi perspektifinizden deneyimlemelisiniz.