Okuduğum ilk manga olan Mimi’nin Dehşet Öyküleri, korkunun sadece korkutmakla kalmayıp insanı diri tuttuğunu hatırlattı bana. Mimi’nin merakla karanlığa doğru yürüyüşü, aslında hepimizin içindeki o yasak merakın yankısı gibi. Korku burada bir tehlike değil, yaşamın damarlarını hissettiren bir dürtü. Çünkü bazen ürpermek, hâlâ hayatta olduğumuzu anlamanın en basit yolu.
Junji Ito’nun Korku Dağı kitabı korkudan çok rahatsız edici bir merak duygusu bırakıyor insanda. Hikâyeler, insanla insan olmayanın(?), yaşamla ölümün arasında sıkışmış o “ara hâli” anlatıyor. Ito, bende korkudan ziyade, maceranın devamında beklenen gerginlik hissini uyandırdı. İfadelerin çizimlere bu kadar iyi yansımasına da bayıldım.
Korku DağıJunpei Azumi · Tokyo Manga · 2024134 okunma
Meditasyon her duygunun ve her düşüncenin farkında olmak, asla doğru veya yanlış olduğunu söylemeden onu izleyip onunla beraber hareket etmektir. O izleme esnasında bütünüyle düşünce ve duygunun hareket şeklini anlamaya başlarsınız. Bu farkındalıktan da sessizlik doğar. Düşüncenin oluşturduğu sessizlik durağandır ve ölüdür ama düşünce kendi başlangıcını, doğasını, düşüncenin asla özgür olmayıp hep eski olduğunu anladığı zaman gelen sessizlik, sessizlik meditasyon yapanın hiçbir sekilde mevcut olmadığı bir medi tasyondur; çünkü zihin geçmişi içinden atmıştır
Yaşamanın daima şimdiki zamanda, ölmenin de uzak bir gelecekte bizi bekleyen bir şey olduğunu düşünürüz. Ama bu günlük hayat muharebesinin gerçekten yaşamak olup olmadığını hiç sorgulamıyoruz.