Hamnet, William Shakespeare’in hayatından esinlenen ama aslında çok daha derin bir hikâye anlatan bir roman. Okurken sadece bir olay değil, bir ailenin içten içe yaşadığı kaybın ağırlığını hissediyorsun.
Hikâyede en çok dikkatimi çeken karakter Agnes oldu. Doğayla iç içe, sezgileri güçlü ve farklı bir kadın. Onun gözünden yaşananlar kitabı daha da etkileyici hale getiriyor. Aile hayatı sakin ilerlerken Judith’in hastalanmasıyla her şey değişiyor ve bu durum kısa sürede Hamnet’e de yansıyor. Sonrasında yaşanan kayıp özellikle Agnes için hayatı durma noktasına getiriyor.
Kitapta yasın herkes tarafından farklı yaşanması çok gerçekçiydi. Aynı acı ama bambaşka tepkiler.. Bu da hikâyeyi daha güçlü kılıyor.
Bir yandan da bu kaybın yıllar sonra yazılan Hamlet ile bağlantısı fikri beni etkiledi. Sadece bir ölüm hikâyesi değil, acının zamanla başka bir şeye dönüşmesi de anlatılıyor.
Hamnet’i okurken Maggie O’Farrell’in dilinin ne kadar güçlü olduğunu inkâr etmek zor. Atmosferi, duyguyu ve dönemi gerçekten çok iyi kuruyor. Ama bazen betimlemelerin fazlalığı hikâyenin akışını biraz yavaşlatıyor gibi hissettim. Bazı sahnelerde anlatılan duygu zaten çok güçlü olduğu için, uzun betimlemelere çok da ihtiyaç yokmuş gibi geldi bana. Yine de bu detaycılığın yazarın bilinçli bir tercihi olduğunu hissediyorsunuz; sanki okuru o dönemin içine tamamen sokmak istiyor. Ben sadece yer yer biraz daha sade bir anlatımın hikâyenin etkisini azaltmak yerine belki daha da güçlendirebileceğini düşündüm.
Genel olarak Hamnet, sade anlatımıyla değil ama duygusuyla etkileyen kayıp, aile ve hafıza üzerine düşündüren bir kitap.