Kitabı bitirdiğimde içimde tuhaf bir sessizlik kaldı. Hani insan ağlar ama gözyaşı dökmez ya… Tam olarak öyle bir histi :(
Zekâ seviyesi düşük, iyi kalpli, kimseye kötülüğü olmayan bir adam. Tek isteği akıllı olmak. Bu uğurda gönüllü olarak bir deney programına katılıyor. Ameliyattan sonra ilerleme raporlarıyla değişimini adım adım okuyoruz. İlk sayfalardaki yazım hataları, kısa ve basit cümleler… Sonra kelimeler uzuyor, düşünceler derinleşiyor, analizler çoğalıyor. Sadece zekâsı değil, dünyası da büyüyor.Ama tam burada hikâyenin asıl acı tarafı başlıyor.
Zekâsı arttıkça mutlu olması gerekirken yalnızlaşıyor. Önceden onunla gülen insanların aslında ona güldüğünü fark ediyor. Küçümsemeler, alaylar, merhamet kılığına girmiş kibir bir bir ortaya çıkıyor. Anlıyoruz ki bilmek her zaman güç değil; bazen ağır bir yük. Gerçeği görmek insanı özgürleştirmiyor her zaman, bazen derinden yaralıyor.
Algernon… Deneyin ilk kahramanı olan o küçük fare. Labirentleri kusursuz çözerken bir gün tökezlemeye başlıyor, sonra geriliyor ve sonunda yok oluyor. Onun düşüşünü okurken içime bir korku yerleşti. Çünkü bu, Charlie’nin de kaderi olabilirdi. Ve öyle oldu. Zekâsı gerilemeye başladığında asıl yıkım orada yaşandı. Yükselmenin heyecanı değil, düşüşün çaresizliği perişan ediyordu insanı.
Bu süreçte en çok ailesine öfkelendim. Charlie’nin annesi, oğlunun durumunu bir eksiklik değil, bir utanç olarak gördü. Onu olduğu gibi kabul etmek yerine değiştirmeye çalıştı. Öğrenemediği her harf için cezalandırıldı. Komşular ne der korkusuyla sarılmak yerine hırpalandı. Sevgi gösterilmedi, baskı uygulandı.
Kız kardeşi doğduğunda ise durum daha da ağırlaştı. Annesi, kızını koruma bahanesiyle Charlie’yi bir tehdit gibi görmeye başladı. Oysa onun tek istediği kardeşine sevgi göstermekti. En masum