Hatice Ç.

Hatice Ç.
@Hatice_1903
Puan vermedi·325 syf.·
2026 3. kitabı
Kitabı bitirdiğimde içimde tuhaf bir sessizlik kaldı. Hani insan ağlar ama gözyaşı dökmez ya… Tam olarak öyle bir histi :( Zekâ seviyesi düşük, iyi kalpli, kimseye kötülüğü olmayan bir adam. Tek isteği akıllı olmak. Bu uğurda gönüllü olarak bir deney programına katılıyor. Ameliyattan sonra ilerleme raporlarıyla değişimini adım adım okuyoruz. İlk sayfalardaki yazım hataları, kısa ve basit cümleler… Sonra kelimeler uzuyor, düşünceler derinleşiyor, analizler çoğalıyor. Sadece zekâsı değil, dünyası da büyüyor.Ama tam burada hikâyenin asıl acı tarafı başlıyor. Zekâsı arttıkça mutlu olması gerekirken yalnızlaşıyor. Önceden onunla gülen insanların aslında ona güldüğünü fark ediyor. Küçümsemeler, alaylar, merhamet kılığına girmiş kibir bir bir ortaya çıkıyor. Anlıyoruz ki bilmek her zaman güç değil; bazen ağır bir yük. Gerçeği görmek insanı özgürleştirmiyor her zaman, bazen derinden yaralıyor. Algernon… Deneyin ilk kahramanı olan o küçük fare. Labirentleri kusursuz çözerken bir gün tökezlemeye başlıyor, sonra geriliyor ve sonunda yok oluyor. Onun düşüşünü okurken içime bir korku yerleşti. Çünkü bu, Charlie’nin de kaderi olabilirdi. Ve öyle oldu. Zekâsı gerilemeye başladığında asıl yıkım orada yaşandı. Yükselmenin heyecanı değil, düşüşün çaresizliği perişan ediyordu insanı. Bu süreçte en çok ailesine öfkelendim. Charlie’nin annesi, oğlunun durumunu bir eksiklik değil, bir utanç olarak gördü. Onu olduğu gibi kabul etmek yerine değiştirmeye çalıştı. Öğrenemediği her harf için cezalandırıldı. Komşular ne der korkusuyla sarılmak yerine hırpalandı. Sevgi gösterilmedi, baskı uygulandı. Kız kardeşi doğduğunda ise durum daha da ağırlaştı. Annesi, kızını koruma bahanesiyle Charlie’yi bir tehdit gibi görmeye başladı. Oysa onun tek istediği kardeşine sevgi göstermekti. En masum
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202536,8bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·236 syf.·
2026 4. kitabı
Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş beni bambaşka, absürt ama bir o kadar da düşündürücü bir gerçekliğin içine taşıdı. Kitap çok ilginç bir soruyla başlıyor: Ya bir gün ölüm ortadan kaybolsa ne olurdu? Yeni yılın ilk gecesinden sonra ülkede garip bir şey oluyor ve kimse ölmüyor. İlk başta herkes bunun bir mucize olduğunu düşünüyor. Televizyonlar, siyasetçiler, kiliseler..herkes bunu kutluyor. Ancak günler geçtikçe insanlar fark ediyor ki ölümün olmaması aslında bambaşka bir karmaşayı beraberinde getiriyor. Hastaneler doluyor, yaşlılar ne gerçekten yaşayabiliyor ne de hayata veda edebiliyor ve hayat tamamen farklı bir hale dönüşüyor. Aslında kitabın ortalarına gelene kadar yazarın neden noktalama işaretlerini bu kadar sınırlı kullandığını sürekli merak ettim. Kitap boyunca neredeyse sadece virgül ve nokta kullanılıyor ve bu da okurken insanın dikkatini ister istemez çekiyor. Bunun bilinçli bir tercih olduğunu hissediyorsunuz ama sebebini tam olarak çözemiyorsunuz. 125. sayfaya geldiğimde ise benim için her şey yerine oturdu. Çünkü o sayfada ölümün yazdığı mektubu okuyoruz. Mektupta da aynı şekilde noktalama işaretlerinin neredeyse hiç kullanılmadığını görüyoruz. O anda Saramago’nun kitabın genelinde tercih ettiği anlatım biçimiyle ölümün mektubu arasında güçlü bir bağ kurdum. Bence yazar burada ölümün evrensel ve kesintisiz doğasını hissettirmek istemiş. Metnin durmaksızın akan yapısı da sanki yaşam ve ölüm arasındaki o hiç bitmeyen döngüyü yansıtıyor. Saramago ölüm metaforunu öyle güçlü bir şekilde kuruyor ki; önce ölüm ortadan kayboluyor, sanki sonsuza dek yok oluyor. Ama sonra kendi yaptığı hatayı fark ediyor ve mektubu yakarak hayatın ritmine, o eski dengeye geri dönüyor. Kitap boyunca okuduğumuz her şey de aslında bunu düşündürüyor: ölüm sadece bir son değil, hayatın
Ölüm Bir Varmış Bir YokmuşJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınevi · 202015,4bin okunma
Puan vermedi·202 syf.·
2026 2. kitabı
Fahrenheit 451 distopik bir roman olsa da içinde gerçek hayata dair oldukça güçlü izler barındırıyor. 1950’li yıllarda kaleme alınmış olması, eserin o dönemin atmosferini de taşımasını sağlıyor. Kitapta savaştan söz edilmesi de bunun bir yansıması gibi. Hikâyenin merkezinde Guy Montag var. Kendisi bir itfaiyeci… fakat bu dünyada itfaiyeciler yangın söndürmek yerine yangın çıkarıyor. Üstelik yakılan şeyler evler değil, KİTAPLAR. Montag yıllardır bu işi yapan ve başlarda bundan rahatsızlık duymayan biri. Hayatı oldukça tekdüze işe gidip geliyor ve evine dönüyor. Eşi Mildred ise günlerini neredeyse tamamen televizyon karşısında geçiriyor ve sürekli uyku ilaçları kullanıyor. Aynı evi paylaşsalar da aralarındaki mesafe oldukça belirgin. Aslında iki yalnız insanın aynı çatı altındaki hayatını izliyoruz. Montag’ın dünyası ise genç komşusu Clarisse ile tanıştıktan sonra yavaş yavaş değişmeye başlıyor. Clarisse’in sorduğu basit ama derin sorular, Montag’ın yıllardır sorgulamadan yaşadığı hayatı düşünmesine neden oluyor. Bir gün yakmaya gittikleri bir evde kitaplarını bırakmak istemeyen bir kadınla karşılaşıyorlar. Kadın evini terk etmek yerine kitaplarıyla birlikte yanmayı tercih ediyor. İşte o an Montag için her şey değişiyor. Bu olay onun içinde bir kırılma yaratıyor ve sonunda gizlice kitap okumaya başlamasına sebep oluyor. Ray Bradbury bu eserde, insanların medya karşısında nasıl edilgen hale gelebileceğini ve düşünmenin nasıl bastırılabileceğini eleştiriyor. Üstelik kitabın yazıldığı dönemde medya bugünkü kadar güçlü bile değilken… Bu da yazarın ne kadar güçlü bir öngörüye sahip olduğunu gösteriyor. Kitabın adı da oldukça anlamlı: Fahrenheit 451, kitap kâğıdının tutuştuğu sıcaklık derecesi. Bu cümleyi okumak bile bir kitap severin içini sızlatmaya yetiyor. Benim
Fahrenheit 451Ray Bradbury · İthaki Yayınları · 2022108,4bin okunma
“Şu uyku . İnsanın sevgilisi gibi bir şey Gelmeyince sinirlendiriyor.” Sait Faik Abasıyanık İyi geceler✨
Bir şey olmak istiyorsan, başkasına ihtiyaç duymadan, kendi sayende ol. Goethe