Kitapta mesele açlık değil, anlaşılmamak.
Açlık sanatçısı, ruhu aç ama bünyesi güçlü olan, anlaşılmayan sanatçıyı temsil ediyor.
”Beni gerçekten doyuracak bir şey bulamadım.” Bu cümleden de anlaşıldığı gibi, bildiğimiz açlık değil; olan daha çok ruhsal bir eksiklik.
Bünyesi sağlam olsa da bazı insanlar, hayatta anlam bulamadıkları için eksik kalıyor. Kalabalığın içinde yalnız olmak… alkışların arasında değersiz hissetmek… belki de en büyük açlık, anlaşılmak.
Ve dürüst olayım, bu hikâye Kafka’dan başkasının kaleminden çıksa, aynı derinliği verir miydi? Hiç ama hiç sanmıyorum.
Franz Kafka sadece insanın iç dünyasını anlatmıyor; içindeki sıkışmışlığı hissettiriyor. Onu okurken olayları değil, ruh halini yaşıyorsun. Karakterler çoğu zaman çaresiz, anlaşılmamış, sıkışmış… ama Kafka bunu dramatize etmiyor, sakin sakin anlatıyor. İnsan ruhunun süslenmemiş hâli. Ve bence onu güçlü kılan da tam olarak bu: okuru rahatsız etmekten çekinmemesi, gerçekliği olduğu gibi sunması… ve belki de en önemlisi, insanı düşündürmesi.
Mesela Dönüşüm’de Gregor’un böceğe dönüşmesi fiziksel bir olay gibi görünür ama aslında insanın ailesi içinde bile yabancılaşabileceğini anlatır. Bir Açlık Sanatçısı’nda ise görülmeme ve anlaşılmama hali vardır. Hep aynı damar: insanın iç yalnızlığı…