Kendi kendisine düşünebilen bir kişinin entelektüel edinimleri, hayat dolu bir biçimde sanki gerçekmiş gibi olan bir resme benzer, ışığı ve gölgesi dengelidir, tonları dengeli ve renkleri kusursuz bir ahenk içinde dururlar. Fakat sadece öğrenim alan bir kimse entelektüel eğilimlerin tam tersine üzerinde bütün renkleri taşıyan palete benzer tamamen sistematik bir şekilleri düzenlenmiştir ancak ortada kusursuz bir ahenk, bağlantı ve anlam yoktur.
Bir insanın eline bir kitap alarak kendisine ait düşünceleri korkutup kaçırması oldukça büyük bir günahtır. Bu, bir insanın doğada gezebilecekken bütün işini gücünü bırakarak kurutulmuş bitkilerin sergilendiği bir müzeye gitmesi ya da muhteşem olan bir manzarayı bakır bir plaka üzerinden incelemesine benzemektedir insan bazen gerçek bir kanıya ya da fikre kendi kendisini düşünerek çok uzun bir zaman harcadıktan sonra düşüncelerini birbiriyle ilişkilendirirdikten sonra ulaşır; aynı şeylere bir Kitaplar rast gelmesi de muhtemeldir. Her şeye rağmen bu fikre ya da gerçeğe kendi kendisine düşünerek ulaşabilmesi çok daha değerlidir. 
İnsan ancak bildikleri üzerinden düşünebilir, dolayısıyla da düşünebilmesi için bir şeyler öğrenmesi gerekmektedir, ancak insan yalnızca üzerinde düşündüğü şeyleri bilebilir.
Bir kimsenin okuduğu bütün kitaplarda olan bilgileri içselleştirmek istemesi ve bunu yapabilmesi çok zordur. Aynı kişinin o güne kadar yemiş olduğu bütün yemekleri midesinde tutmayı istemesine benzemektedir. İnsan yediklerini bedensel olarak hazmederken okuduğu şeyleri zihinsel olarak özümser ve bunun sonucunda da olduğu kişi haline gelir. Her nasıl beden kendisine en yakın olan besinleri hazmedebiliyorsa, zihin de ilgisini çeken bilgileri öğrenir, korur ve saklar, diğer bir ifadeyle, düşünce tarzıyla örtüşen ya da ona uygun gibi görünenleri muhafaza eder.