...İçimi sonsuz bir acıyla doldurmuştu. Dünyaya, insanlığa dair tüm umutlarım yıkmış, neredeyse içimden yaşamak isteğini çekip almıştı.
İnsanoğlunun kötülüğü karşısında uyuşup kalmıştım... kaçmak geliyordu içimden...
"...Aramızdaki temel fark ne, biliyor musun? Sen insanlara baktığın zaman üniformalar, bayraklar, ve din görüyorsun!"
"Peki, sen ne görüyorsun bakalım?"
"İnsan, sadece insan. Seven, acı çeken, acıkan, üşüyen, korkan bir insan."
"...Evlilik beni boğuyor, ömür boyu hapis cezasına çarptırılmışım gibi hissediyorum."
"Evliliğin, bir yuva kurmak ve bir hayatı paylaşmak için özgürlükten vazgeçmek olduğunu bilmiyor muydun?" Demiştim.
"Teorik olarak biliyordum. Buna hazır olduğumu sanıyordum, ama bilmek ve yaşamak aynı şey değilmiş. Beni affet."
“Kimi insanın yüreği karanlık, kiminin ki aydınlıktır. Geceyle gündüz gibi! Dünyanın kötülerle dolu olduğunu düşünüp küsme, herkesin iyi olduğunu düşünüp hayal kırıklığına uğrama! Kendini koru kızım, insanlara karşı kendini koru!”
Bir gün dediklerimi değil, demek istediklerimi anlayacak bir erkek çıkmayacak mı karşıma! Hava kötü dediğimde sadece havadan söz etmediğimi anlamak bu kadar zor mu? İlle de, ben bu hayattan bıktım, türünde sözler mi etmeliyim? İşim çok dediğimde, bana sahip çıkacak bir erkeğe ihtiyaç duyduğumu anlayacak biri... Yanımda olmanı istiyorum diyemediğim için bu yağmur içimi ıslatıyor dediğimi nasıl anlamaz? Düpedüz, sarıl bana dedikten sonra, sarılmanın ne anlamı kalır!