Hatice Kübra

20.09.2019 ALLAH’IN VE RESULÜ’NÜN SELAM VE BEREKETİ ÜZERİNİZE OLSUN. Bir grup filozof, Mevlana Celaleddin Rumi’ye gelerek birkaç sual sormak istediklerini bildirdiler. Niyetleri, bir şeyler öğrenmek değil, Müslümanları dinleri hakkında şüpheye ve fitneye düşürmekti. Mevlana, adamların halini hiç beğenmedi, onları üstadı Şems-i Tebrizi’ye gönderdi. Bunun üzerine gruptakiler onun yanına gitti. Şems-i Tebrizi talebelere ders veriyordu. Konu teyemmüm abdestiydi; talebelere bir kerpiçle teyemmüm abdestinin nasıl alınacağını gösteriyordu. Gelen grup üç sual sormak istediğini belirtti. Şems-i Tebrizi, “Sorun” dedi. Adamlar içlerinden birini sözcü seçtiler. Adam ilk olarak şunu sordu: “Siz Müslümanlar Allah var dersiniz, ama Allah’ı göstermezsiniz; varsa gösterin, görelim ki inanalım, görmediğimiz bir şeyin varlığına neden hangi mantıkla inanalım ki?” dedi. Şems-i Tebrizi, “Öbür sorunu da sor!” dedi.Filozof, “Sizler şeytanın ateşten yaratıldığını söylüyor, sonra da onun ahirete cehenneme atılıp ateşle azap edileceğine inanıyorsunuz. Hiç ateş ateşe azap eder, acı verir mi?” diye sordu.Şems-i Tebrizi, “Peki, diğer sorunu da sor!” dedi. Filozof, “Sizler ‘Herkes dünyada yaptıklarının cezasını ahirette çekecek, orada mahkeme kurulacak, hesap sorulacak’ diyorsunuz. Bırakın insanları, nasıl isterlerse öyle özgür yaşasınlar, ne istiyorlarsa yapsınlar; mahkemeye ne gerek var?” dedi. Adam sorularını tamamlamıştı. Şimdi bunların cevabını istiyordu. Kendine göre cevap verilmeyecek sorular sormuştu. Herkes Şems-i Tebrizi’ye bakıyordu. O ise gayet sakindi. Yerinden kalktı, filozofun yanına geldi ve elindeki kerpici adamın başına vurdu. Filozof “Vah başım” diyerek başına sarıldı. Şems-i Tebrizi çok şiddetli vurmamış olsa da adamın canı yanmış ve başı biraz şişmişti. Adam bir sağa bir
Reklam
 "Rüyana gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz ki, biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız." Saffat 105
Mümin odur ki; yaradılış sırrını idrak ve iman etmiş kişidir. Müminin kendisini kurtarması yetmez. Kendisine verilen lütuflara ve ilme eremeyenleri de kurtarma görevi vardır. Kur'an-ı Kerim'e Rabbimiz; '' Allah'a çağıran, salih amel işleyen ve '' Gerçekten ben Müslümanlardanım'' diyenden daha güzel sözlü kimdir? buyurmakta. Allah(cc)' ın yoluna ve zikrine davet etmek, çağırmak, Peygamberlerin tebliğ görevi şerefini üstlenmek başlı başına Allah(cc) 'ın lütfüdur. Bir kulunun elinden tutup mümin olmaya vesile olmanın, en büyük hayrı yapmanın sevabını ve önemini ayetinin ilk istedikleri olarak belirtmiştir Rabbimiz. Aşk-ı Üveysi 3 sayfa 5
AŞK-I ÜVEYSİ 3 ‘DEN DAMLALAR: Bir insana hizmet etmenin vermiş olduğu keyif, dünyalara değişilmez. İnanın o günleri siz yaşadınız ve ileride daha çok yaşayacaksınız. Eşinize zaman ayırmaktan, işinize zaman ayırmaktan biraz kırpıntı yapıp, ihtiyacı olan bir kişiye zikri anlatmaktan duyduğunuz zevk hepsinin üstüne geçecek, işte sizi gerçekten mutlu edecek hal budur. Allah (cc)’da bu gayretinizden dolayı sizleri özel kıldı ve onun için sizi yetiştiriyor. Size Mana Alemi’nden bunun için öğretmenler veriyor. Allah (cc)’a ve Şanlı Resulullah (sav)’a sevgili olmuş, Rabbimizin emrettiği üzere Siratel Müstakim’inde dosdoğru durmuş, elif gibi dimdik durmuş ve hiç Allah (cc)’tan başkasına eğilmemiş Allah (cc)’ı ve Şanlı Resulullah (sav)’ı aşk ile sevmiş; her bir veliyi ve evliyayı Rabbimiz sizlere öğretmen verdi. Bir bakın çevrenize, sizden başkasına hiç evliyalardan öğretmen verilmiş mi? Kul kuldan istiyor, siz Allah (cc)’tan, isteğimiz bile farklı. Hal böyle olunca sizlere verilen lütuflar bile farklı. Haydi gelin biraz gerilere, geçmişe gidelim. Sizler bu zikir ile tanışmadan önce Allah (cc)’ın bu dünyada bu zamanda dünde yaşamış veli kullarını öğretmen olarak verildiğini biliyor muydunuz veya duymuş muydunuz? Ama bugün bunu sizler duymakla kalmıyor, YAŞIYORSUNUZ.
Sayfa 65·Kitabı okudu
AŞK-I ÜVEYSİ 2 ‘DEN DAMLALAR: Ey akıl sahibi, görünene neden takılıyorsun, geniş açıdan bir baksanız, secdeye kapanır tövbe edersiniz. Size açıklamasını yapayım. Kardeşim sen günde beş kere geliyorsun Allah’ın huzuruna,MevlanaAllah’ın hep huzurundaydı. Sürekli tefekkür ve zikirdeydi. Beş dakika bile olsa Allah’ın huzurundan ayrılmıyordu ki. Kendinizi Mevlana ile aynı kefeye koyabilir misiniz? Zahire niye takılıyorsunuz? Elbette namaz dinin direğidir, farzdır. Resûlullah(s.a.v.) Efendimizin dediği gibi “Namaz ancak kalp huzuruyla kılınır.”(118) Rabbimiz “Gerçekten mü’minler kurtuluşa ermiştir, Onlar ki namazlarında huşû içindedirler.”(119) buyurmuştur. Benim içimde, kalbimde Allah’ın verdiği huzur yok ise namazın tadını alamam ki. Bazılarında namaz kılarken bu rahatsızlık oluyor, şekerin tadını alamamak gibidir bu, huzurunuz yoksa namazınızın tadı da saman gibi olur. Aslolan budur, huzurla kılacaksın namazını. “Sen benim Allah’ımsın, ben senin garip kulunum. Huzuruna geldim, dilersen namazımı kabul edersin, dilersen huzurundan kovarsın.” Ama Allah (c.c.), hiç kimseyi kapısından kovmaz ki?
Sayfa 73·Kitabı okudu
Reklam