İnanın bana, ahlâk dersi vermeye, buyruklar sıralamaya başladıkları anda, bütün dinler yanılıyor. Ne suçlamak, ne de cezalandırmak için gerekli değil ki tanrı. Benzerlerimiz yetiyor bunun için, biz de onlara yardımcı oluyoruz.
Kendimi, ikide birde, görmüş geçirmiş bir adam olarak o günedek hep kaçındığım bir soruyu sorarken yakalıyordum. "Beni seviyor musun?" diye soruşum kulağıma geliyordu. Bilirsiniz, bu durumda: "Ya sen?" diye cevap vermek adettir. Evet, diye karşılık versem, kendimi, asıl duygularımın ötesinde bir bağlantının içinde bulacaktım; hayır, demeye cesaret edebilsem, sevilmeme tehlikesiyle karşılaşacak, bu yüzden üzüntü çekecektim. Bana huzur vereceğini umduğum duygu, o zaman, ne kadar tehdit karşısında kalırsa, ben de onu eşimden, o kadar çok istiyordum. Böylece, gitgide, daha açık belirtilmiş sözler vermeye yöneliyor, gönlümden gitgide, daha geniş bir duygu istemek zorunda kalıyordum
Kendimizden daha iyi olanlara pek seyrek açılırız. Daha çok, kaçarız onların yanından. Tersine, çok kere de, bize benzeyenlere, zayıf yanlarımızı paylaşan kimselere içimizi dökeriz. Kendimizi düzeltmek ya da daha iyi olmak istemiyoruz, demek ki. Bunun için önce, kabahatli damgasını yememiz gerekirdi. Sadece, kendimize acındırmak, gittiğimiz yolda yürümeye teşvik edilmektir dileğimiz. Kısacası, hem suçlu olmamayı istiyoruz, hem de kendimizi arıtmak için çaba harcamamayı. Ne arsızlığımız yeterli, ne erdemimiz. Ne iyilik yapmaya gücümüz var,ne de kötülük.
...zeki ya da cömert olabilmek için harcadığı çabayı övmekle bir kimseyi pek az sevindirebilirsiniz; ama, anadan doğma cömert olduğunu söylerseniz, aynı kimsenin yüzünde güller açar. Tersine, bir caniye, işlediği suçun kendi tabiatından, huylarından değil de, koşulların kötülüğünden ileri geldiğini söylerseniz, bu yüzden, size pek şiddetli bir minnet duyacaktır. Savunmasını yaptığınız sırada, tam o anı bekleyip gözyaşlarını salıverecektir. Oysa, doğuştan namuslu, ya da zeki olmak bir meziyet değil ki. Tıpkı, anadan doğma, katil olmanın, şartlar yüzünden katil olmaktan daha fazla sorumluluk yüklememesi gibi. Ama, o küstahlar bağışlanmayı isterler, yani, sorumsuz olmayı. Asıl sorun, suçsuz görülmeleri, anadan doğma olmaları hatırına, erdemlerinden kuşku duyulmaması, geçici bir talihsizlikten doğan suçlarının da gelip geçici sayılmasıdır.