Haticee

Weber "kapitalizmin ruhu" kavramını kullanırken Benjamin Franklin'in şu vaazını örnek olarak vermektedir: "Unutmayın zaman paradır, çalışarak her gün 10 şilin kazanabilen kişi yarım gün gezmeye giderse ya da odasında sırtüstü yatarsa, kendi zevki için sadece 6 peni harcasa bile, sadece bu altı peniyi hesap etmemelidir. Bu kişi harcadığı 6 peninin yanında 5 şilin daha harcamış ya da onu fırlatıp atmış olur." Burada Benjamin Franklin çalışarak kazanma imkânı olduğu halde bundan vazgeçen insanın aslında kazanabileceği parayı çöpe attığını anlatarak güzel bir benzetme yapmaktadır. Yine vaazında bugünün finans sisteminin temel görüşü olan ve faizli para, kredi ve tasarruf sisteminin temeli olan paranın kendisinin çoğalma gücüne sahip olduğunu şu sözlerle anlatmaktadır: "Unutmayın, para çoğalma gücüne ve verimli bir doğaya sahiptir. Para parayı üretebilir ve yavruları da çok daha fazlasını üretebilir". Bugünün faiz temelli finans siteminde kullanılan bileşik faiz hesaplaması da aynı şeyi söylemiyor mu?
Reklam
Weber Tanrı'yı hoşnut etmek için bilerek ve isteyerek uzak durmak, bu yolda katı bir tutum sergilemek" anlamlarına gelen asketizmi iki anlamda kullanmıştır. Bunlardan ikincisini Weber "dünya içi asketizm" olarak adlandırmaktadır. Katolik inanç yapısında birinci tür asketizm anlayışı hakim olup "dünyadan yüz çevirmişlik" fikri onun en yüksek ideali olup bu inanç Katoliklerde bu dünyadaki mallara karşı büyük bir ilgisizlik duymayı öğretmektedir. Protestanlar ise Katoliklerin bu bakış açısını eleştirmekte ve ikinci tür asketizm (dünya içi asketizm) inancını benimsemektedirler. Katolikler Protestanların bu bakış açısını materyalist olarak nitelendirerek karşı eleştiride bulunmuşlardır. Weber bir yazarın sözlerini eserine alarak bu açısını ortaya koymaktadır: "Katolik daha dingindir, daha az kazanç güdüsüyle donanmış olan Katolik, küçük bir geliri olsa da tehlikeli, heyecanlı, fakat saygınlık ve zenginlik getirmesi olası bir yaşantıdan çok, mümkün olduğunca güvenli bir yaşama sürecine önem verir. Argo bir ifadeyle şaka yollu olarak 'ya iyi yemeli ya da rahat uyumalı' denir. Mevcut durumda, Protestanlar severek iyi yemek yerken Katolikler sakince uyumak isterler."
Modern Talmud içerisinde modern kår elde etme uygulamasının tavsiye edildiği bölümler bulunmaktadır. Burada Sombart iki örnek aktarmaktadır: "R. Isaac ayrıca bir insanın parasının hep dolaşımda tutulması gerektiğini söylemiştir". Şu tavsiyeyi veren de R.Isaac'tır. "İnsan servetini üç kısma ayırmalı, birini toprak mülküne, birini taşınabilir mallara, üçüncüyü de hazır nakit olarak bulundurmalıdır (Baba Mezia, 42a). "Bir keresinde Rav oğluna şöyle dedi: 'Gel sana dünya işlerinde üç şey öğreteyim. Mallarını daha dumanları tüterken sat". Malları daha dumanı tüterken satmak bugünün finans biliminde stok devir hızını anlatan modern bir terim değil midir?
Yahudilerin paraya ve servete bakış açıları o kadar meşhur olmuştur ki, neredeyse bütün toplumlarda Yahudileri parayla ve servetle aynı kareye alan birçok deyiş ortaya çıkmıştır. Bu konuda şu örnekler verilebilir: "Kremnitzer altın paralarına atıfta bulunarak 'Bizim Leydi Mary Yahi için bile kutsaldır' (Macarca) denir. 'Yahudilere en uygun renk sarıdır' (Rusça). 'Yahudi'nin en sevdiği renk sarıdır' (Almanca)".
Sombart aslında ticaretteki aldatma ve sahtekârlık olaylarının sadece Yahudilere has olmadığını o günün dünyasında her gruptan insanda karşılaşılabildiğini söylemektedir. Örneğin İngiliz tüccarların 17. yüzyıldaki gevşek ticari ahlakı atasözlerine bile konu olmuştu. Aldatma ve sahtekarlık İngiliz tüccarların yakalarını bırakmayan günahı olarak anılıyordu. Sombart'a göre durum bu şekilde olmasına rağmen Yahudiler bu özelliklerde ön plana çıkmakta olmalarının temel sebebi o güne kadar geçerli olan kuralların dışında bir bakış açısına sahip olmaları ve bu bakış açısının tüm Yahudilerce genel kabul görmesi ve uygulanmasıydı. 17. ve 18. yüzyılda Yahudilerin iş yaptığı yerlerde duyulan temel şikâyetler şu şekildeydi: "Yahudi düşük fiyatla satar, Yahudi fiyatları bozar, Yahudi müşterileri düşük fiyatla cezbetmeye çalışır." Yahudiler ticarette hiçbir sınır tanımıyorlardı. Örneğin, "Yahudiler yasak maddeleri alıp satıyordu (Savaş kaçakçılığı vb.), rehine bırakılan eşyaları satıyordu, haczedilmiş malları (örn: gümrük yetkililerince), borca batmış ve ihtiyaçları o yüzden ağır olan ya da paraya çok ihtiyacı olan sahiplerinden kelepire satın alınmış malları satıyorlardı, mezatlarda bedavaya alınmış eski malları, iflas mallarını, sanayi kanununun ölçütlerine uymayan nitelikte malları satıyorlardı. Son olarak Yahudi karşısındaki tüccarı iflas ettirmek amacıyla fiyat kırıyordu." Yahudiler ticari anlamda öyle sınır tanımazdılar ki sadece bulundukları ülkelerin sınırlarını değil ülkeler arası sınırları da hiçe sayıyorlardı.
Reklam