Zira nasıl ki tevhid cümlesinde “lâ ilâhe” denilerek önce bütün sahte tanrılar zihinlerden siliniyor, sonra da “illallah” ifadesiyle hakiki, tek, eşi ve benzeri bulunmayan Tanrı (Allah) kalbe ve zihne yerleştiriliyorsa, eûzü besmele çekildiğinde de önce kulluk ilişkisine engel olan kirli çevre temizleniyor, sonra da bu ilişkinin en uygun anahtarı kullanılmış, doğru kapılar açılmış, sağlıklı bağ kurulmuş oluyor.
"Hakkınızda hayırlı olduğu halde bir şeyi çirkin görebilirsiniz ve hakkınızda şer olduğu halde bir şeyi sevebilirsiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz." (Bakara, 216)
Bizler zamana ve mekana sıkışmış varlıklarız. Bir filmin sadece tek bir karesine bakarak bütün senaryoyu anlayamayız. Bize "kötü" veya "şer" gibi görünen pek çok olayın arkasında, bizim o an göremediğimiz devasa hikmetler ve hayırlar bulunabilir.
Bu dünya, doğası gereği kusurlu, eksik, adaletsiz ve sürekli değişen bir yer. Kalıcı, sarsılmaz ve kusursuz bir huzuru bu dünyadaki maddelerde, unvanlarda, geçici koşturmacalarda ya da insanların tavırlarında aradığımızda, dünya bizi her seferinde hırpalar ve yorar. Ardından gelen büyük hayal kırıklığı ve yorgunluk, belki de dünyanın o faniliğine ve eksikliğine çarpmış olmanın verdiği bir histir.