Bir yandan içindeki canavarı yeniden salabildiği için rahatlamış, bir yandan da kendini sevmenin imkânsızlığını kavradığından bütün bir ömür sürecek dermansız bir hastalığa yakalanmıştı. Bütün umutlarını kaybetmiş birinin umarsız kederi ile sahip olamayacağını kabullenerek daha iyisini aramaktan vazgeçmiş birinin yaşadığı rahatlama arasında bir yerlerdeydi. Aramıyordu ve bütün aramayanlar gibi bulamayacağını biliyor, sorun değilmiş gibi davranıyordu.
Karısının arkasından bakan Veysel, onun kendisini sevmediği ve asla sevmeyeceği hakikatini ta içinde hissetti. Ona karşı müthiş bir hiddet peyda oldu içinde. O güne dek kendini önemsememiş, adam yerine koymamış, acıtıp incitmekten geri durmamış herkese duyduğu öfkenin toplamı kadar büyük hem de. İşte o gün Perihan’ın kabahatlerini, çirkinliklerini görmezden gelmekten, onu içindeki karanlığa karşı kollayıp korumaktan vazgeçti. Doğduğu günden beri biriktirdiği tüm öfkeyi dışarı dökercesine, kinle tısladı dişlerinin arasından: "Kendi kaybetti."
Size bir sır vereyim; eğer bir seher vaktinde bir bülbülü dinliyorsanız, bilin ki o da sizi dinliyordur. Çünkü o şakırken bütün bülbül neslinin ruhaniyetiyle şakıyor, binlerce, milyonlarca bülbülün anlattığı şekilde gülü yeniden anlatıyor, onu anlattığı için de sizi duyuyordur. Bu yüzden uzun gecelerin gözyaşlarını en iyi bülbüller bilir; tenhada ağlayan aşıkların derdini en iyi onlar anlar.