İnsanın arzu, inanç ve heyecanlarıyla dolu bir gerçekçiliğin peşindeydi. Hayatı,olduğu gibi, insanın ruhunu titreten, içine işleyen her şeyiyle birlikte yansıtmak istiyordu.
Ruth'un yaşadığı , hayal kırıklığından öte bir şey değildi. Hayal kırıklığına neden olansa, şekillendirmek üzere eline aldığı adamın, kalıba sokulmayı reddetmesiydi. İnsan varoluşuna dair kaç tane küçücük kuş yuvası varsa hepsinde yaşayabilecek kadar esnek bir hamura sahip bu adamın, kendi fikrinde sonuna kadar inat eden laf anlamaz biri olduğunu düşünüyor, çünkü onu bildiği tek yer olan kendi kuş yuvasında yaşayacak şekle sokamıyordu.
Hiç kimse tarafindan korunup kollanmamış. Hep kendi başının çaresine bakmış.
Kendi başının çaresine bakmış bir kızın gözleri yumuşak ve kibar olmaz, mesela...
Gerçek aşkı tadan bütün âşıkların hissettiği asil fedakârlik hissi, tam o anda, telefonun başında, yakıp kavuran odla görkemli nurun iç içe geçtiği bir kasırga biçiminde üzerine inmişti; fark etti ki onun uğruna ölme duygusunu iyi yaşaması ve çok sevmesi lazımdı.