Aklı başında biri, bu saçmalığın yanına bile yaklaşmaktan imtina ederdi. Bense önüme çıkan kocaman uçurumları fark etmeyecek kadar dalgın yürüyordum. Aptal biri değilim. Sadece insanın ne kadar düşebileceğine dair iflah olmaz bir merakım var.
Biz zannediyoruz ki insan ölünce çürümeye başlar, doğru değil. İnsan doğduğu andan itibaren çürümeye başlıyor. İnsanı çürüten ölüm değil hayattır. Başkasından değil, kendimden biliyorum.
Içimdeki hararetli sıkıntıyı giderecek serin sözler peşindeyim. Hangi kelimeden medet umduysam bir jilet gibi boğazımı, dilimi paramparça etti. Ne söylesem bir yanıyla yarım kalacak,biliyorum. Kendini anlatabilmek diye bir hurafe var, işimize geldiği için körü körüne inanıyoruz . Bu dünyada kim kime kendini anlatabilmiş ki?
Bir eve benim evim diyebilmek için orada yaşamış olmak yetmiyormuş, onu anladım. İnsanın aradan uzun yıllar geçtikten sonra evini ilk gördüğünde içinde bir nehrin coşkuyla çağlaması gerekmez mi? Üzerinde duran karanlık bulutların bir anda dağılması gerekmez mi? Tam o an çok sevdiği bir şarkıyı duyar gibi olmaz mı? Bana öyle olmadı.Hiçbiri olmadı.
Nereden geldikleri ve nereye gittikleri tuhaf şekilde anlamını yitirmişti, hakikat ikisinden ibaretti, geriye kalan her şey ikisinin yan yana gelebilmesi için ortaya çıkan önemsiz teferruatlar olarak kaldı