Hatice

Her şey, içinizi delik deşik eden yağmurlu günün içine sinmiş çay kokusu, dişlerinizdeki susam tanesiyle tadını alır, ilk adımını atar.
Reklam
Öyle, hiçbir şeyin olmadığı, beklenenin gelmediği, insanın kendi başına gelmiş bir bela gibi durduğu geçmeyen gün başına çuval gibi geçiyordu. Kasvetten kolları uyuşuyor, beyni ağrıyor, kalbi dertten sıkışıyordu. O kadar sıkıştı ki, küçücük kaldı. O küçücüklükten artık ne kadar istese kendini göremiyor, görülmeyen birşey sızlanıp duruyor gibi bir ses duyuyordu.
"Anne," dedi, "anne, bir seni özlüyorum, şu ne kokusuysa hep senin üstünde var ya, onu özlüyorum," dedi. Annesi kolları ile hafifçe onu sıktı. Aziz sevinç içinde kaldı, başına kiraz ağacının çiçekleri düşmüş gibi çiçekler içinde bembeyaz kaldı.
Bir yandan ağır ağır ağlıyor bir yandan sağ eliyle sol yanağını okşuyordu. Hayatın neresine nasıl girdiğini hiç bilemiyordu.
"Acaba hakikaten şu dünyada faydasız mıyım? Faydasızsam zararlı mıyım? Zararlıysam ne olur? Ne çıkar?.."
Reklam