-SPOİLLER İÇERİR-
"Kahkaha, dünyanın neşeli gerçeğini, korkunun ciddiyeti,
ızdırap ve şiddet tarafından örülen kasvetli yalanların ağından kurtarmalıdır." Bakhtin
Kitaba başlamadan önce bir Rus klasiği bekliyordum fakat bilinen Rus klasiğinin tam karşısında duruyordu kitap. Kitaba nereden başlamalı bilmiyorum fakat hem düşünmek hem gülmek hem tarihe dönüp bir kere bakmak hem de "olabilir mi öyle bir şey "demek için okunulacak kitaplar listesine girmeli. Hem akıcı olan hem de dil bakımdan sade olan kitap bir çırpıda biten türden. Kara büyü, vampirlik, kopan kafalar, uçan süpürgede Moskova’yı tavaf eden çıplak güzeller, sihirli gençlik kremleri, bahar baloları, çılgın tiyatro gösterileri, Bulgakov’un kalemiyle, dönemi yerden yere çalan bir hiciv örneği olarak ortaya çıkar. Kitabın girişinde, Moskova’ya inen Şeytan Woland, bir parkta Yazarlar Birliği Massolit’in başkanı Berlioz ile yeteneksiz, kukla şair Biezdomni’nin konuşmalarına tanık olur. Tanrının varlığını reddeden, insanın kendi kaderini kendisinin tayin edebileceği konusunu tartışan bu iki yazarın düşüncesine karşı çıkan Şeytan Woland kendi savını kanıtlamak için çetesi ile birlikte, birbirinden komik entrikalarla Moskova’yı birbirine katar. Kitabın kurgusu üç ayrı tema ile ilerler. Birinci tema Şeytan Woland ve çetesinin yarattığı olaylar, ikinci tema realist bir biçimde ele alınan İsa’nın çarmıha gerilişi ve Vali Pontius Pilate’nin tutumu, üçüncü tema da romanını yazan “Usta” ve onun aşkı Margarita’dır.
Bulgakov, nasıl bir yazardı? Bu konuda, en doğrusu, gene yakın dostu Sergey Ermolinski'ye başvurmak:
"...Usta ile Margarita, romanı karşıtlıklar üzerine kurulmuş, birbirine taban tabana zıt iki ayrı yönde yazılmıştır.
Tarihî bölümde, İsa'yı yargılamak üzere Kudüs'e gelen Pontius Platus'un serüveni