Cicero’nun bu kısa ama yoğun eserinin original adı De Fato (Latince’de Fatum kader demek). Kitap bir sayfa Latince metin, hemen karşısında Türkçesiyle hazırlanmış. Anlamını kaçırmadan ilerlemek mümkün (Benim gibi latinceye ilgisi olanlar için ideal). Açıkçası bu kitabı bitirdiğimde incelemeye nereden başlasam diye biraz bocaladım. Ama sonra dedim ki, en iyisi biraz felsefe serpiştirerek başlayayım; hem sohbet havası olur hem de okuyanlar için bir şeyler uyandırır belki.
Bu yazıda, Cicero’nun metninde geçen filozofları, onların kader anlayışlarını ve Cicero’nun bu görüşlere nasıl yaklaştığını olabildiğince sade ama derinlikli bir şekilde anlatmaya çalışacağım. Çünkü bu kitap öyle bir metin ki, sadece okunmaz; sindirilir, üzerine düşünülür, hatta biraz kafa karıştırır. Belki de felsefeden soğutur bilemeyiz :)
İlk durak: Epikuros. Onun görüşü net ve keskin: Kader yoktur. Evren atomların rastgele hareketlerinden oluşur ve bu rastlantısallık sayesinde biz özgürüz. Eğer her şey önceden belirlenmiş olsaydı, ahlaki sorumluluk diye bir şey de kalmazdı. Cicero, Epikuros’un bu özgürlük vurgusunu takdir ediyor ama her şeyi rastlantıya bağlamasını biraz fazla buluyor. Ona göre evrende bir düzen var ve insan aklı bu düzende önemli bir rol oynuyor.
Sonra geliyor Stoacı filozof Chrysippus. O da tam tersini savunuyor: Her şey bir nedensellik zinciriyle bağlı, her olay bir öncekinin sonucu. Kader, evrendeki düzenin ta kendisi. Cicero burada durup sorguluyor: Eğer her şey zaten belirlenmişse, biz gerçekten seçim yapıyor muyuz? Özgür irade diye bir şey var mı yoksa sadece öyle mi hissediyoruz? Bu noktada insan biraz iç geçiriyor doğrusu.
Zopyrus’a gelirsek… O biraz ilginç bir karakter. Filozof değil, fizyonomist. Yani insanların yüz hatlarından karakterlerini ve hatta kaderlerini