Mustafa Oğuz Haydaroğlu

Mustafa Oğuz Haydaroğlu
@Haydaroglu
Doğdum Okudum- Okuyorum Yaşıyorum Okumam bitecek Öleceğim
8/10
·178 syf.··
2023 2. kitabı
Qanağat Abİlqayir
8.5/10 · 3 okunma
Reklam
Dikkat ettim, halka verilen ekmek de tıpkı bizim ekmeklere benziyordu. Yani yüzde elli süpürge tohumu, üst tarafı da kuşyemi, arpa, ince saman ve bütün bu karışımın pişerken dağılmaması için hamura karıştırılan bir miktar toprak. Bu yumruk kadar küçük ve simsiyah acayip nesneyi fırınlardan almayı başaranların, o gün de aç kalmayacakları için yüzlerinde beliren memnuniyet gülümsemesi, ne kadar üzücü...
Daha karavananın buram buram tüten dumanlarını görür görmez neşemizden sarhoş olmuştuk ve o sarhoşlukla da karavanada ne varsa tıka basa midemize doldurmuştuk. Fakat iki saat geçmeden hepimizde dayanılmaz bir ıstırap başladı. Karargâh, adeta bir koleralılar kampı halini aldı. Zavallı askerler çadırdan boşanmış, her biri bir çalının dibinde. Sert bir kuzey rüzgârı esiyor. Ortalığı kırıp geçiriyor. Müthiş bir kuru soğuk da caba. Böyle bir havada çalı diplerinde şiddetli bir buruntudan kıvrım kıvrım kıvranmak o kadar feci bir şey ki... Buna sebep, paslı teknelerde kalan pis peynir suyu ile at etinden yapılmış ve küflenmiş kavurma. İşte, yemek diye yediğimiz “özel” leş gıdası.
Fırınların önü şimdi daha fazla kalabalık. Boynunu büken ve merhamet dileyenlerin sayısı daha fazlalaşmış. Fakat heyhat! Kim kime acıyacak, kim kime merhamet edecek? Bu zulüm ve düşmanlık çemberi içinde herkes merhamete muhtaç. Fakat ne yapalım? Bütün bunlara katlanmak lazım. Bastığımız şu topraklar, kan ve insan yutmaya alışıktır. Şimdiye kadar yuttukları binlerce ve binlerce ceset gibi, belki bizi de yutacaktır.
Öncelikle, kumandanlardan sucu erlerine kadar hepimiz bitliyiz ve bitten temizlenmek için de hiçbir araca sahip değiliz. Sabunun yüzünü bile göremiyoruz. Kuru soğuklar şiddetle hüküm sürdüğü için de yıkanacak yer bulamıyoruz. Arkadaşlardan hemen hepsinin çantalarında birer ikişer kat çamaşırları vardı. Onlar bazen çamaşır değişiyorlar, kirli çamaşırlarını da kaynar sularda haşlıyorlar. Sonra da haşlanmış bitleri ayıklıyorlardı. Fakat o bitlerin bıraktığı sirkeleri öldürmenin çaresini bulamıyorlar, bu şekilde de bitten kurtulmanın önüne geçemiyorlardı.
Reklam