…
Eski hükümet mekanizmasından belki en önemli ayrılış, bu meclislerin görevleri henüz belirlenmeden, yapacakları kanunlar henüz ortaya konmadan, yürütme ve uygulama organları bakanlıklar olarak belirlenmeden önce mutlak monarkın iradesiyle geleneksel iki üst makamın yerlerini ve anlamlarını değiştirmede kendini gösterdi. Bunların birincisi sadrazamlık, ikincisi şeyhülislâmlıktır. Eski sistemde, farklı yollardan olmakla birlikte bunların ikisinin de despotik yetkiyi keyfi bir güç olmaktan alıkoyacak yetenekleri vardı. Bu iki makamın, hükümdar iradesini sınırlayıcı olabilmelerine karşı, III. Selim örneğinde gördüğümüz gibi, hükümdarın reformculuğa eğilimli olduğu hallerde onların bu yetkisinin olumlu olmaktan çok olumsuz sonuçlar verdiği olurdu. Padişahların ya bir sadrazamın ya da şeyhülislâmın kuklası durumuna geldiği görülmüştür. II. Mahmut, sadrazamlığı hükümdarın mutlak vekili olmaktan çıkararak başvekil" adı altında silikleştirdi. Şeyhülislâmlık'ı da hükümet yönetimi ve planlama kurullarının dışında bıraktı. Başvekilin işi, meclislerin çalışmaları arasında birlik, bunlarla padişah arasında bir bağ kurmaktı. Bu da, hükümdara karşı sorumlu bir kabine sistemine doğru atılmış ilkel bir adımdır. Fakat henüz bakanlıklar yoktur. İç, dış, maliye, ticaret, sanayi, ziraat ve eğitim işleri ayrı daireler ya da bakanlıklar olarak bir kabine başkanı olan başvekilin başkanlığına verilmiş değildir. Hepsinin asıl başkanı mutlak hükümdarın kendisidir.
İlginç olan bir yan, sayılan alanların bakanlıklar olarak birbirlerinden ayrılmamış olmalarına karşılık, iç, dış (bunlara artık "dahiliye" ve "hariciye" deniyor) ve maliyeden başkalarının "maarif" alanı içine sokulması ve Yararlı İşler Meclisi (Meclis-i Umûr-1 Nafia) adı altında kurulan bir istişare (modern deyimle planlama) kuruluna