Hayrettin Erkan

Hayrettin Erkan
Instgram: (erkanhayrettin) Kitap inst: @sevdaninotekiyisi YouTube kanalım: Hayrettin Erkan youtu.be/otDqwtQQh9g?si=... Şiir kitabım: Sevdanın Öte Kıyısı
Öğretmen -sosyolog-felsefeci-yazar
sosyal bilgiler öğretmenliği/sosyoloji/felsefe/Sosyoloji Yükseklisans
istanbul
8 Ağustos
740 okur puanı
Nisan 2020 tarihinde katıldı
… Siyasaca Doğu despotizmi, dince Sunni Halifeliği geleneğidir. …
Sayfa 27·Kitabı okudu
Alıntı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
… "Despot" sözcüğü eski Grekçe'den geldiği halde ne Eflatun'un ne de Aristo'nun devlet biçimleri arasında despotluk rejimi görülür. Çünkü onlar, eski Helen dünyasındaki şehir devletlerinin rejim biçimleri ile ilgiliydiler. Aristo'nun eski Grekçe'de köle sahibi efendi anlamına gelen "despot" sözcüğünü Grekler-dışı Doğulu kavimlerdeki devletin adı olarak, ama sırf benzetme ereğiyle kullanması, yüzyıllar boyu Batı gözlemcilerinin yanılmalarına yol açmıştır. Feodalizme ve Roma Kilisesi teokrasisine karşı savaşan ve gücünü en üstün yapan ("devlet benim" diyen Fransız kralı gibi) hükümdarların tutumunu eleştiren Aydınlanma dönemi düşünürleri, despotizm terimini, bunların hukuk ve akıl devleti olmayan idarelerine uyguladıklarından bu defa da despotizm hukuk kurallarından yoksun, tüm keyifle güdülen bir rejim anlamına gelmeye başladı. Şu halde despotizm ya da padişahlık rejimini feodalizmden, teokrasiden, tiranlık yönetimlerinden ayırmak gerekir.2 Modern çağlarda Aristo'dan gelen bu terimin özünü doğru olarak tanımlayan Hobbes olmuştur. Ona göre devletin kaynağı zapt ve fetih ile halk üzerinde kurulan gücün miras gibi geçer oluşu, yani devletin bir baba mülkü sayılışıdır. İslâm düşünürü İbn Haldun da bizim bu eserde padişahlık rejimi diyeceğimiz bu devlet biçiminin en doğru modelini ve tarihteki aşamalarını böyle tanımlamıştır. Bu modelde en önemli yan, en üstün siyasal gücün toplumdan çıkarılmış, hattâ yabancılaştırılmış bir kul kitlesinin desteğine dayandırılmasıdır. Bu hem klasik Grek geleneğine, hem feodal Batı Avrupa geleneğine aykırıdır. Ancak feodalizme benzetilişi gibi, İslâm tarihinde görüldüğü üzre, halifelik ile sultanlığın birleştirildiği yerlerde, teokrasiye benzer gözüken bir yanı vardır. Osmanlı düzenini teokratik bir düzen olarak tanımlamak da yanlış ve
Sayfa 26·Kitabı okudu
Alıntı
… çağdaşlaşma konusunda asıl sorun, kutsal sayılan alanın ekonomik, teknolojik, siyasal, eğitsel, cinsel, bilgisel yaşam alanlarında daralması, etkisizleşmesi sorunudur. Bu alanın (hiç değilse bazı kişilerin yaşamında) hemen hemen hiçe inmesi eğilimi olduğu için, buna karşı olanlar "gerici" adını hakederler. Bu nitelikle başını kaldırdığı ya da "dur, olamaz" diye kolunu kaldırdığı zaman başka çeşitten bir savaş başlar. Bu savaş artık din-devlet savaşı değil, ileri-geri savaşı olur. İlerleme ve gelişme ile tutma ve dengeleme gibi iki amacı gerçekleştirme çabası biçimini alır. Hattâ kimi zaman halk-devlet arası çatışma, aydın-yobaz arası çekişme ya da dengeleşme, millet-devleti, millet-toplumu olma biçimine girer. …
Sayfa 23·Kitabı okudu
Alıntı
… dünyayı tümden inkâr eden din olamaz; kimi seçkin kişiler böyle bir şeyi başarsa da onların tutumu, kurallı bir kurum olarak dinin tutumu olamaz. Kişinin bildiği kadarına göre var olan din kuralları, dünya işleri üzerine belirli, kesin kurallar koymalı ki dinin üyesi olan inanıcı (mümin) bu dünyada dinin kabul edebileceği davranışların neler olduğunu bilsin! Bütün dinler bu zorunluluk derecesine göre kurallaşır, kanunumsu bir din olmaya başlar. Zamanla dünya ve devlet kurumlarının, yetkililerinin karşısına güçlü din kurum ve yetkilileri çıkmaya başlar. …
Sayfa 21·Kitabı okudu
Alıntı
… Bir toplumda en yüksek sayılan değerler, özellikle böyle zamanlarda, dinsel değerler kılığına girmeye de eğilimlidirler. Din, geleneğin en son sığınağı, en son savunma kalesidir. Aslında toplumun eski yaşayışının kökeninden gelen birçok alışkanlıklar, kolaylıkla din gereği imiş gibi bir nitelik kazanırlar. İşte bunun içindir ki, çağdaşlaşma sözcüğünün özü, "laikleşme" sözcüğünün söylemek istediği gibi toplumu bu dinselleşme hummasının yakasından kurtarma işi imiş gibi gözüküyor ve burada laïcisme ile secularism terimlerinin anlamları, ayrı sözcük kökenlerinden geldikleri halde, birbirine uyuyor. Bu söylediğimiz eğilimden ötürüdür ki, bir toplumda değişme zorunlulukları ortaya çıkınca, bilerek bilmeyerek ya da isteyerek istemeyerek çağdaşlaşmaya doğru bir yönelme başlayınca, o zamana dek açıkça din şemsiyesinin altına girmemiş birçok kişiler değişme yağmuru karşısında bu şemsiyenin altında toplanmaya başlar. Örneğin, ileride göreceğimiz gibi, sırf devlet işlerinde suçlu görülen bir sadrazam "dine ihanet etmiş bir kişi olarak" öldürülür. Demek ki, çağdaşlaşma ile dinselleşme birbirleriyle aşağı yukarı çağdaştırlar. Dinselleşme, çağdaşlaşmaya karşı kaplumbağanın kabuğuna çekilmesi gibi bir korunma çabasıdır. Bu yapıtta göreceğimiz gibi her çağdaşlaşma döneminin arkasından bir dinselleşme humması başlar. Görüyoruz ki geleneksel din kurumunun rolü sadece ruhanî işlerle uğraşma ya da dünya işlerine karışmama sorununun sınırlarına bağlı değildir; özellikle de İslâm geleneğinde! Çok ruhanî olan bir din kurumu (örneğin Katolik Kilisesi) dünya işlerine geniş ölçüde karışma eğilimindedir. Bunu, inanç işlerinin dünyada kesin üstünlüğünü sağlama amacı için güder. Protestanlık kollarının çoğu ise, bunun tersine, inanç işlerinin kesin üstünlüğünü koruma amacı ile, din kurumunun
Sayfa 20·Kitabı okudu
Alıntı