Hasan ile İsmail'i de çağırmış, Bafra'daki arkadaşlığımızı Çerkezköy'de sürdürmeye karar vermiştik..
Sene 1993, ama hangi ay bilmiyorum, daha doğrusu şimdi hatırlayamıyorum..
Ben, 93'ün Mart ayında gelmiştim, onlarda benden bir kaç ay sonra gelmişlerdi, her neyse orası çok önemli değil, aklıma gelen bambaşka bir konu şimdi..
Alelacele bir ev tuttuk o gün, o günkü Fevzipaşa, bugünki Yıldırım Bayezit mahallesinin dereboyunda.. Şimdi oralarda dev konutlar var, tam yerini gösterebilmek çok zor..
Ev dediğime bakmayın, bugün o evi gören olsa asla o yapıya, ev, demez.. Hele de, şuan üzerindeki lüks konutlarda oturanlara bunu hiç anlatamazsın..
Geçmişte, muhtemelen bir ahırdı, ya da kümes filan.. Ben ahır olma ihtimalini daha yüksek buluyorum..
Beyaz briketten yığılı, üzeri kırmızı kiremit, tahta kapılı, kare biçiminde küçük bir penceresi olan, dışı kireçle boyanmış, içi çıplak sıvalı, sonradan eklenen girişinde dimdik duramadığımız, indirme bir yapı.. Dibinde beton yok..
O gün, detayı hatırlamıyorum, biz mi yaptık, yoksa birine mi yaptırdık, tam aklımda değil, bir şap atıldı zemine, en azından bir düzlük olsun diye.. Akşama kadar da kurudu, ya da biz kurudu kabul ettik, belki de tam kurumamıştı bile..
Akşam oldu, arkadaşlarımla birlikte başımızı sokacağımız evimize sığındık..
Başımızı soktuk yani, ama kıçımız açıkta..
Üç kişiyiz, yatak, yorgan adına sadece bir sünger yatak bir de battaniye var elimizde, o da tek kişilik..
Hiç bir şeyimiz yok başka, hiç bir şeyimiz.. Üzerimizdeki giysilerimiz, bir kaç parça da yedekleri, hepsi bu.. Kapkaçak namına dersen, o da sıfır.. Elimizde olanlar, dibinin şapını yeni attığımız ev, bir sünger yatak, bir battaniye..
Üçümüzde o yatağa uzandık o gece, üzerimize de o tek battaniyeyi çektik..
Ben, daha önce geldiğim için daha bir