“İnsan yaşadığı yere benzer” demişti bir şair. Hukukumuz da yaşadığımız yerler gibiydi, eskimiş, işlevini yitirmiş, çürümeye terk edilmiş, yıkılmak üzere…Böyle bir toplumda adalet gerçekleşebilir miydi?
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Katiller ortada Nevzat Bey, görmüyor musunuz, her şey ortada. Bu semti mahvettiler, bu şehri mahvettiler, bu ülkeyi mahvettiler, hepimizi mahvettiler. Görmüyor musunuz, katiller orada!
Sen yoktun.Terkedilmiş bir İstanbul vardı.
Yaşlanmış gökyüzünün umarsızlığına,
Eylül rüzgarlarıyla sararan
Bayram kartpostallarına benzeyen.
/
Ne yana baksam karşımda bir anı,
Meğer İstanbul ne çok benziyormuş sana…
/
Gezinirim sensizlikle, deliliğin sınırlarında.
Sen yoktun, kanayan bir İstanbul vardı,
Yeryüzü ıssızlığında.
“Çook güzel” diye mırıldandı içtenlikle Evgenia… “Çok güzel… Hangi şanslı kadına yazdın bu şiiri?”
Önüne eğdiği başını kaldıran Yekta, cesaretle yanıtladı Evgenia’nın sorusunu:
“Handan’a yazdım o şiiri. Hayatımdaki tek kadına.”
Ölmüş olması insanı alçaklıktan kurtarmaz ki. Hepimiz öleceğiz. Gözlerimizi hayata yumunca yaptığımız kötülükler silinecek mi? İşlenen cinayetler, işlenmemiş mi olacak? Zalimlikler yaşanmamış mı sayılacak? Kötüler ölünce alçaklıklarından kurtuluyorsa, iyi insanların yaptıkları olumlu, güzel şeyler ne olacak?
Ölüm kötüyü aklamaz Ali Komser. Kötüyü aklayacak tek şey iyiliktir. Yaptığın kötülükten daha fazla iyilik yaparsan aklanırsın ancak.
Hakikati bilsem,dümdüz seni suçlayabilsem, belki yaşamak benim için daha kolay olacaktı. Ama işte bilmemek vardı. Öğrenememek. Mutsuz sonu anlatan bir cümleye, acıtsa da noktayı koymak ve yürüyüp gitmek daha kolaydı belki ama sen hep virgülleri verdin bana.