Sen gittin…
Ve dünya sustu.
Sadece sesin değil,
Sana dair her şey çekildi içimden,
Bir yıldız söndü göğümde,
Bir zaman kırıldı
geri dönmeyecek bir şekilde.
Yüzüm kırıştı,
Zaman alnıma çizgilerle kazıdı yokluğunu.
Hastalıklarla savaştım,
Her seferinde adını fısıldayarak döndüm kıyıdan,
Belki de senin bıraktığın dua tuttu beni.
Ama merak etme,
Hayat bana yalnızca acı vermedi.
Sana layık olmaya çalıştım.
Daha sakin bir adam oldum
Senin istediğin gibi.
Konuşmalarımı susturup düşüncelere gömüldüm.
182 kitap okudum,
Her satırda sana bir cümle aradım.
Ve evet,
Senin o çocuklar gibi heyecanlandığın Star Wars’ı da izledim sonunda…
Gülme ama, sevmedim hâlâ.
Yine de senin gözlerinden sevmeyi denedim.
Masamda hâlâ o not var.
Gitmeden önce yazmıştın ya…
“Havalar soğuk, üşütürsün, sıkı giyin,” diyorsun.
Birine anlattım seni,
dilimin ucunda solgun bir kuş gibi çırpınırken...
Kırık cümleler sürdüm önüne,
anlamadı.
O, boşlukta yankılanan sesleri duvara benzetti.
Oysa ben, senin sessizliğinde
bin bahar işitiyordum.
"Bırak," dedi.
"Öldü."
Harfler titredi dudağında,
ben susarak öldüm,
Fırat sustuğunda
içinde büyüyen koca bir sessizliği
kimse duymadı.
Başkasını sev, diye ekledi,
bilmeden;
kalbimde Nisan’dan kalma bir sızıyla
senin adını işlediğimi
geceye, rüzgâra, yalnızlığa.
Paramparça bir tebessüm taktım yüzüme,
gözlerimin gerisinde
Fırat hâlâ seni taşıyordu
bir yangın gibi;
kimse bilmedi,
ben kendimi sana gizledim.
Şimdi her Nisan gelişinde,
Birine anlattım seni bugün,
Boğazımda düğümlenen bir Nisan sabahıydı.
Her cümlemde sen vardın,
Adını anmasam da…
Sessizliğim seni haykırıyordu aslında.
“Artık bırak,” dedi bana,
“Öldü o, duvara konuşuyorsun.”
Ne bilsin,
Senin suskunluğun bile bana bir şiirdi.
Başkasını sev, dedi sonra,
Sanki kalbim kiralık bir oda…
Oysa sen yerleştin en kuytusuna,
Baharı bekleyen bir çiçek gibi orada duruyorsun hâlâ.
Paramparça oldum o an,
Ama içimdeki yangını kimse görmedi.
Kırıldığımı sakladım gözlerimden,
Çünkü özlemek seni hâlâ yaşamak gibiydi.
Nisan’dan bahsetti rüzgâr,
Ve sen düştün aklıma usulca.
Ne zaman bu ay gelse,
Seninle doluyor içim baştan sona…
Kimse anlamaz,
Seninle yarım kalan değil,
İçimde sonsuzlaşan bir hikâyeydik biz.
— Muhammed Karagöz