Bilgi toplumsal açıdan farklı tabakadan insanların erişimine açık değildi. Bilimden nasibini alabilen seçkinlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmiyordu. Söz konusu seçkinlerin bir araya geldiği kurumlar ve yaptıkları tartışmaları yayınladıkları dergiler yalnızca bir avuç insana ulaşıyordu. Nüfusun büyük bir çoğunluğunun yaşam ufku, hayatını sürdürdüğü yerle sınırlıydı ve yeryüzü tanrının elinden kısmen kurtulmuş olsa da gizemli ve ürkütücü bir yer olarak kalmaya devam ediyordu.
“İçgüdülerime cehaletim sayesinde teslim olabildim”;” bilimin verdiği ve verirken de yok ettiğine kıyasla, cehalet bize çok daha hoş binlerce keyif bahşeder.”