Daha anlayamamıştı sonunda ölüm olan bir hayatta mutlu son olmasının mantığa aykırı olduğunu. Ölüm mutlu bir son olamazdı. Kimse için. Ama yine de insanlar, kendilerini kandırmak için hayatlarını dönemlere bölüyorlar ve ancak o dönemlere mutlu sonlar uydurabiliyorlardı.Oysa hayat, her bölümünde ayrı bir hikayenin döndüğü neşeli bir dizi değil, sonunda herkesin öldüğü ve katilin bulunamadığı sıkıcı bir filmdi.
dicle'nin serin yamaçlarında bir çilek idim ben. son taşkında bedevilerin bağlar ve bahçeleri harab olunca geç yeşermiş, şiddetli güneş ile erken kızarmıştım. bir gün kara kaşlı, kara gözlü bir arap kızı nazik elleriyle koparıp koydu sepetine beni. dalım yaprağım benimle idi. umuyordum ki al dudaklarına dokunacaktım. hatta tam da dudaklarına yaklaştırmışken… olmadı... olamadı… olamadım… eksik kaldım, yarım kaldım.
adı leyla idi, dudaklarından koparıp bir kazana attı beni sonra hiç acımadan. hurma lifleri, çöl dikenleriyle beraber kaynadıkça kaynadı suyum, dağıldım, ezildim. yanıyordum ve henüz olgunlaşmamış bir hurma ile kol kanat olduk bu yangında birbirimize, ama nafile!.. gül dudaklar umarken dikenler battı yüreğime. yanışım ateşten miydi, aşktan mı anlayamadım. bir tekneye döktü güzeller güzeli sevgi dolu varlığımı, çiğnetti çocuklara. güneşte büyümüştüm, güneşte kurutulup candan ayrıldım. mermer ile merdane arasında lif lif karıştım aynı kaderi paylaştığım hurma ile, birbirimize sıkı sıkı sarılmayı öğrendik dikenlerle. rengim solarken canıma batan liflerin ve dikenlerin hesabını soramadım kimselerden