Hasan Dağ

Hasan Dağ
«Yek katre-i hûnest, sâd hezârân endîşe» «Herkes kendi içine baksın.»
Hayata bir gönül ağırlığı koyabilirsen, kâinatın dengesine katkıda bulunmuş olursun. Yoksa veba taşıyan rüzgâra atıp tutmakla ancak kendini yorar, zamanını heba edersin.
İz Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hissetmek, haber almaktır. Haber alırsan, ona göre yön çizersin. Sen gözünü kulağını kapat, ondan sonra benim haberim olmadı de, kimi kandırıyorsun, yazık, en başta kendini kandırıyorsun. Şefkatsiz olan, hayata gözünü kulağını kapatmıştır. Kendi benliğinin kuyusuna düşmüştür. Sorsan özgürüm der, her istediğini yapıyor ya, kendini o yüzden özgür sanıyor, bilmiyor ki her istediğini yapan, kendi benliğinin zindanında mahpustur, kendi isteklerinin çukuruna düşmüştür, debelendikçe batıyor, o debelenmeyi de hürriyet sanıyor, hálbuki debelendikçe hürriyetten uzaklaşıyor.
Sayfa 133 - İz Yayınları·Kitabı okudu
Din
"Kâtil derman veremez; dermanı verecek olan, hekimdir. Yaralı ruhlara bir hekim inceliğiyle bak, bir hekim gözüyle bak. Hekim için, hastanın kim olduğu önemli değildir; önemli olan, o hastalığın tedavi edilmesidir. Manaları bilmeden yaşamanın, sonu helaktir. Kişi neyi arıyorsa o olur. Sen murat ettiğinsin. Tohum özüne neyi topladıysa, açacağı odur. Ruhun kıblesi hayattır. Hakk'a tutunanlar gitti, safiyetler çiğnendi, irade yok, uyanış yok. Mevlânâ diyor ya; ambarda fare var; fareyi def etmeden, buğday biriktiremezsin. O fare, kötü ahlâktır. Kötü ahlâkla, adaleti bulamazsın. Sevilecek şeyi sevip, kızılacak şeye kızmadan, adaleti bulamazsın. Gönül binanı adaletin üzerine kurmazsan olmaz. Bataklığa bina dikilmez. Hekim, hastayı tedavi ettiğinde sevinç bulur. Sevinç mi arıyorsun; sevincin, o kızdığın sarhoş komşundadır. Kurtuluşun, o kızdığın sarhoş komşunu kurtarmaktadır. Kapısını çalmaya cesaretin, niyetin var mı? Belki de o senin kurtuluş imkânındır; eğer ki çalışırsan. Hayata gelen, aldanıyor. Hâlbuki hayat aldatmaz; ama yaşayan aldanıyor, süse, şatafata. Hakikatleri görmeye gözü yok. Baş gözünü inkâr etme, ama onunla yetinme. Baş gözüyle her şey görülebilir mi hiç? Ne dendi: açlık da bir görme şeklidir; ama sana sadece ekmeği gösterir. Canlar birbirine emanettir. Emanete sahip çıkılacak. Gönül hakikatte var olacak. İnsanlara faydalı olunacak. Bir ruhun var olması için, kendi işini kendi yapması lazımdır. Tohumun özünde adalet varsa, açtığında meyvesinde de adalet olur. Sen önce adaleti yerleştir içine; adaleti yerleştir özüne; ama ne dendi bak: fareyi def etmeden buğday biriktiremezsin. Söz söyleyenler de yolu bilmiyor; canı, rüzgârı, ilacı, dermanı bilmiyor. Çirkin gidişler var. Yol göstermeye kalkanlar da yolu bilmiyor. Midene, sevdiği şeyi, dişlerinle ısırarak
Sayfa 124 - İz Yayınları·Kitabı okudu
Din
Manalarda eksikler olunca yerini sun'i şeylerle doldurmaya çalıştılar. Maddeye bile bazen uyum sağlamıyor sonradan eklenen parçalar, hiç manaya uyar mı sun'îlik? Sonra, Çin malı diyorlar ya hani; Çin malı bir din çıkıyor ortaya. İlim Çin'de de olsa alınız demiş ya Muhammed Mustafa, iși usûlüne de bağlıyor kendince, hâlbuki sadece isim benzerliği. Çin malı imanla yaşayan, ne olacak, sonunda Çin malı cennete gider oturur.”
Sayfa 123 - İz Yayınları·Kitabı okudu
Din
"Kendini keşfedemeyen, ateşi keşfetse ne olur? Anca ateşe yemeği koyar, pişirir yer. Yemekle içmekle insan olunmaz. Hayattan tek aldığın yemek olursa, ona vereceğini sadece tuvalette verirsin. Hayattan asıl alınıp varlık aleminde işlenecek olan, yemek değildir, o sadece yaşamaktır, onu hayvanat da yapar, ama hayvanat adaleti aramaz, hiçbir sırtlan kuzuya vicdan île bakmaz, hayattan asıl alınıp hayata asıl verilecek olan şeyler vardır ki onlar insanı insan yapan hususiyetlerdir. Insan yemekle içmekle tam insan olamaz. O, insanın hayvan kısmıdır. İnsan adaletle, muhabbetle, merhametle, vicdanla tam insan olur. Bunlar insanın sıfatlarıdır. Parçalama, öldürme, yeme, içme, şehvet, gazap ise hayvanın sıfatlarıdır. Bir insan, adına insan denmekle insan olmaz. Adınla insansın, ama sıfatlarınla, fiillerinle nesin sen? Şu koca kâinat, esasında sınırsız hayatın bir zerresidir. Bu zulüm böyle sürerse bu güzelliklerin intikamı elbet alınır. Bu zerrenin işini halletmek, kudreti olana, çok kolaydır, sen merak etme. Ama güzelliklerin intikamını alıyorum derken, bu defa sen çirkinlik yaparsan, bu, nefsin intikamı olur, güzelliklerin değil. Güzelliğin intikamı çirkinlik yapılarak alınır mı? Sen güzellik için savaşıyorum diyorsun, elindeki silah çirkinlik yayıyor. Masumlar yanıyorsa, zâlimi yok etmek, namus meselesidir. Hayatın içinde bütün güzellikler aslında aşikârdır, yeter ki nazarın temiz olsun. Hayatın içinde kayıp olan, gizli olan, şeytandır. Görmediğin yerden sana çöküyor. Gözünün içine baka baka yalan söylüyor. Kendini gizlediği için de seni gâfil avlıyor. Görmediğin için onu yok sayıyorsun, ona karşı bir tedbirin de olmuyor. Cereyan da görünmüyor ama bak nasıl çarpıyor; işte çirkinlikler de öyle cereyan gibi çarpar. Gayretler nerden geliyor, azimler nerden geliyor? Dipte bir
Sayfa 112 - İz Yayınları·Kitabı okudu
Din