Hasan Dağ

Hasan Dağ
«Yek katre-i hûnest, sâd hezârân endîşe» «Herkes kendi içine baksın.»
70. yılından 14.05.1948 yılına kadar - son on dokuz asır boyunca- Filistin topraklarında hiçbir Yahudi dev­let topluluğu yoktur. Bu dönemin ilk 6 asrında Kudüs hakimleri değişmektedir. (Roma, Bizans, Pers) 638 sene­ sinde Kudüs'ü Müslümanlar fethederler ve Halife Ömer, şehri bizzat piskopos Sofroniyus'tan teslim ala­ rak, her üç büyük dünya dini için, din özgürlüğünün bulunduğu bir şehir olarak belirler. O zamandan 1918 senesine kadar-yaklaşık 13 asır boyunca- Filistin ve Ku­ düs'ün hakimi Müslümanlardır. Müslümanların sürek­ lilik arz eden bu hakimiyetinin kısa sayılabilecek iki ke­ sintisi vardır: İlki 1099-1187 arası 88 yıl boyunca Ku­ düs'ü elinde tutan Buyonlu Gotfrid'un zamanı ve ikin­cisi 16 yıllık (1228-1244) Mısır'ın Fatımi kralıyla yaptığı anlaşmaya bağlı olarak bu şehri elinde tutan İkinci Fridrih zamanıdır. Bu tespitlerden, Yahudilerin Filistin üzerindeki sözde "tarihi hakları" ile alakah olan haki­ kat görülebilir.
Sayfa 88 - Fide Yayınları·Kitabı okudu
Din
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Din söz konusu olduğunda insanları genel olarak, inanan ve inanmayanlar olarak ayırırız. Dikkat edelim ki bu ayırım çok sathi ve epey basitçedir. Bunun içinde en kalabalık olan, üçüncü topluluk eksiktir. O topluluk ken­dini inanan sayan ve öyle ifade eden fakat hakikatte öy­le olmayan kimseler topluluğudur. Onlar az ya da çok Allah' a ibadet eden, bayramları kutlayan, dinin belli ba­zı "adet" ve sembolleri yerine getiren, fakat onlar korku­dan savaş alanından hemen kaçan, ticarette son derece soğukkanlı olarak aldatan, vicdan azabı duymadan baş­kasının sırtından geçinen, içki içen ve eğlenen, bin sene yaşayacakmış gibi hayatlarını, mallarını ve makamlarını korkuyla koruyan veya kendilerinden güçlü olanlara esirmişçesine yalakalık yapan kimselerdir v.s. Bu tip in­sanların belirgin özellikleri korkudur. Hayat için korku, mal için korku, makam ve mevki için korku. Bir güç sa­hibi veya hükümetin desteğini kazanmak için çabadır onların yaptıkları. Bütün bu korkular arasında bir tek korku eksiktir: Allah korkusu. Buruhla ve böylesine be­ lirsiz ve ikiyüzlü atmosferde kendi nesillerini büyütür­ler. Ancak bu üçüncü kitlenin varlığını dikkate aldığımız zaman, dünyada birçok şeyi daha kolay anlamaya başla­rız ve neler olduğu ile neden öyle olduğunu anlama im­ kanına kavuşuruz. Bugünkü İslam dünyası, içinde gerçek dinin az, fakat sözel, şekli dinin çok olduğu tipik örneğidir. Hiçbir yer­ de dine adanmışlık yok -fakat aynı zamanda ve sadece prensip olarak- din kayıtsız olarak öne çıkarılır ancak ay­nı dinin somut taleplerinin pratikte bu kadar az yerine getirildiği görülmemiştir. İşte bu paradoks, şekil ve içeri­ ğin bu karşıtlık durumu, İslam ülkelerinin çoğundaki vaziyeti açıklayabilir. Belki bu, iradesiz ve hareketsiz bir durum olmayan, artık uyuşukluktan uzak
Sayfa 84 - Fide Yayınları·Kitabı okudu
Din
İnsanların eşitliği meselesi kadın durumuyla çok ya­ kından alakalıdır. Bu meselenin önemi daha az değildir, zira bilindiği gibi insanlığın yarısı kadınlardan oluşmak­ tadır. Eşitliğin kendisinden değil fakat belli bir pratik olarak ve hayat tarzı ve biçim itibarıyla birçok çeşitleri İslam bakımından kabul edilemez bulunan Avrupai an­ lamdaki kadını eşitliğini reddederek, Kur' an kendine ait olan kadın eşitliği anlayışını ilan eder. Bu eşitlik her şey­ den evvel kadının insan olarak aynı değerde olduğudur. Erkek ve kadın eşit değerdedir fakat farklıdırlar. Kur' an bu farklılıkları silmek istemediği gibi onları ayakta tut­ maya çalışmaktadır ve işte Avrupa ve İslam yolu arasın­ daki fark buradadır. Ancak eşit değer prensibi söz konu­su olduğunda Kur' an onu teyit etmekle kalmaz, kesin ve yanlış anlarnalara yer vermeyecek şekilde ifadeler kulla­ narak koruma altına almaktadır:
Sayfa 77 - Fide Yayınları·Kitabı okudu
Din

Hasan Dağ

, bir kitap okudu
Puan vermedi·184 syf.·
7 günde okudu
·
Okunma: 19 Mayıs 2023 18:24
·
2023 12. kitabı
Aliya İzzetbegoviç
9.1/10 · 1.570 okunma
Son on yıllarda İslami yeniden doğuş gittikçe daha fazla zikredilmeye başladıktan sonra artık salt bilimsel bir tespitten fazla bir şey olmaya başladı ve mücadeleci formül anlam kazanıp Müslümanların, sadece manevi ve şahsi değil aynı ölçüde toplumsal ve siyasi sorunları­ nın çözümünü İslam' da (yabancı ideolojilerde değil)aramalarını talep eder hale geldi. İslam'ın her şeyi bütünüyle kapsadığı hususundaki bu ilginç iddia hakkında tekrar düşünerek kendime şu soruyu sordum: İslam, daha doğrusu onun ilk ve temel kaynağı olarak Kur' an, hangi şekilde evrenseldir? Gençliğimde, bu sorunun cevabını ararken, Kur' an okuyarak, onun özellikle sosyal, siyasi ve bilimsel, yani daha çok ve öncelikle dini olmayan gerçeklerini araştırı­yordum. İçinde belli bilimsel gerçekler, siyasal ve top­lumsal hatta ekonomik sistemin işaretlerini bulacağım hususundaki güçlü inancım, bazen beni, Kur' an' da en azından doğrudan var olmayan şeyleri bulmaya itiyor­du. Daha sonra, yılar geçtikçe, hayat benim bazı tutum­larımı düzeltiyordu ve ben, insan hayatı ve kaderi bakı­mından dini ve ahlaki gerçeklerin, aslında tek hakikat olduğunu anlamaya başladım. Çünkü -öyle düşünüyor­dum- uzak olması gerekmeyen bir günde hepimizin iş ve aş sahibi olacağımızı ve belki de az çalışarak çok şeye sahip olacağımıza rağmen mutlu ve mutmain olmayaca­ğımızı görüyordum. Sadece kendimiz için yaşayarak ve sadece kendimizle meşgul olarak, karşılıklı ve birlikte yaşamaya dair dini gerçeği unuttuğumuz ve ret ettiği­miz için, yavaş yavaş ve ister istemez, yalnız yaşayacak ve öleceğimiz, heyecanın yerini duygusuzluk ve can sı­kıntısı, ibadet ile derin düşüncenin yerini ise hayat ve ölümün manasızlığı hakkındaki lanetin alacağı kayıtsız bir dünyayı yaratacağız. Bireylerin maddi refahının tek başına
Sayfa 64 - Fide Yayınları·Kitabı okudu
Din