Onları yanmaz verilerle dolduracaksın,”gerçekleri” boğazlarına tıkıştıracaksın,öyle ki kendilerini tıka basa doymuş ama onca veri sayesinde kesinlikle ‘zeki’ hissedecekler. O zaman düşündükleri hissine kapılırlar... hareket etmedikleri halde hareket ediyormuş gibi hissederler.Ve mutlu olurlar,çünkü o türden gerçekler değişmez.Onlara bir şeyleri yorumlamaları için felsefe veya sosyoloji gibi kaygan zeminli şeyler vermeyeceksin. O yol melankoliye çıkar.
Bırak savaş diye bir şey olduğunu unutsun.Hükümet verimsizse,kadroları fazla şişkinse ve vergi manyağıysa,insanların bu yüzden kaygılanmasındansa hükümetin bunların hepsi birden olması daha iyi.
Okullardan denetmenler, eleştirmenler, bilgili insanlar ve hayal gücü kuvvetli yaratıcılar yerine koşucular, atlayıcılar, yarışçılar, vasıfsız işçiler, gaspçılar, kapkaççılar, havacılar ve yüzücüler çıktıkça 'entelektüel' kelimesi tam da hak ettiği şekilde küfür haline geldi tabii. İnsan bilmediği şeyden korkar hep.
"Bugün İngiltere'de Tanrı'nın izniyle öyle bir mum yakacağız ki, inanıyorum ki asla sönmeyecek," dedi Beatty. Stoneman geriye dönüp Yüzbaşı'ya göz attı; şaşıran Montag da aynı şeyi yaptı. Beatty çenesini ovuşturdu. “Bunu Latimer diye bir adam Nicholas Ridley diye bir adama 16 Ocak 1555'te, Oxford'da kâfirlik suçlamasıyla diri diri yakılırlarken söylemişti."