Biopolitika Foucault'ya göre kapitalizmin gelişmesi ile insanın kendisinin de siyasal iktidar için bir kaynak haline gelmesi ile birlikte düşünülmelidir. Bedenler, kapitalizmin ihtiyaçları doğrultusunda denetim altında üretim biçimlerine dahil edilmeye çalışılmış ve nüfusa dair olaylar ekonomik süreçlere göre ayarlanmaya başlamıştır. Bunlar 17. yüzyıldan itibaren yaşamı yönetmeyi hedefleyen bioiktidarın şekillenmesini getirmiştir.
Modern devlet düzenleyici iktidarını kullanırken hatta düzenleyici iktidar oluşurken toplum içindeki sınıflardan, etnik kimliklerden toplumsal cinsiyet ilişkilerinin kurulma biçimlerinden de etkilenir. Modern devlet, kendi özelliklerinden dolayı yalnızca bir sınıfın aracı olarak algılanmamalı aynı şekilde mutlak özerkliğe sahip bir özne olarak da kurgulanmamalıdır. Modern devlet, yukarıda anlatılmış olan kurumsal özelliklerinden dolayı, her iki şekilde de tarif edilemez. Hatta çoğu kez modern devletin eylemleri toplumsal ve siyasi koşullarla, süreçlerle birlikte şekillenir. Bu nedenle devletin meşru şiddet tekeli yalnızca sınıf ilişkileri ve güvenlik pratikleri arasında kurulan bağ ile anlaşılamaz. Toplumun içinde etnik kimlikler, toplumsal cinsiyet gibi farklı toplumsal ilişkiler de şiddet tekeli kullanımını etkiler.
Mann, iktidarın tepesindeki az sayıda insanın, aşağıdaki kitleleri uysal biçimde tutabilmelerini kurumsallaşmış hukuk ve normlar ile sağladıklarını belirtir.
Modern devlette, geleneksel devletlerle karşılaştırıldığında, şiddet kullanımı oldukça dolaylıdır ve geleneksel yapılara nazaran daha hafiftir. Bu sürece devletin asker ve polis olarak şiddet tekelini uygulayan birimlerinin harice ve dahile yönelik uzmanlaşma süreci eşlik etmektedir. Tüm bu unsurlar hegemonyanın, dolayısıyla meşruiyetin, kurulması ve devamlılığının sağlanması ile birlikte düşünülmelidir