Mutsuzluğa taparak onu oluşun etkeni ve cevheri haline getirdiğimizde, alnımıza yazılı akıbetin berraklığı içinde, bir felaket şafağında, doğurgan bir cehennemde yüzeriz. Ama mutsuzluğu tükettiğimizi zannederek içimize ondan sonra da hayatta kalma kuşkusu düştüğünde, varoluş soluklaşır ve artık olmaz. Ve kendimizi yeniden ümide uyarlamaktan korkarız… mutsuzluğumuza ihanet etmekten, kendimize ihanet etmekten…
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Evet, bundan çok çok uzun zaman önce, kendimi mutlu hissettiğim saatti bu.O zamanlar hafif, düşsüz bir uyku beklerdi hep beni. Oysa şimdi bazı şeyler değişmişti, bir sonraki günün beklentisi ile kendimi yine hücremde buldum. Yaz göklerinde çizilen o aşina yollar, insanı masum uykulara olduğu kadar hapse de götürebiliyormuş demek.