Hz. Ömer
Onda da fârika, adalet ve celâdet...
Dini, bütün nefsanî vehimlerin üstünde en sâf çizgileriyle kavrayan, ebedî kanunları en keskin celâdetle koruyan, nefsine en küçük kıpırdama hakkını vermeyen, halifeliğinde Dicle kenarında çobansız kalmış oğlağın hesabına kadar düşünen, muhtaçlara sırtında zahire taşıyan, Kisrâların incili kürkünü ayakları altında çiğneyip yamalı gömlekle gezen, kendisini yaralayanın bir müslüman olmadığını öğrenince Allah'a hamd eden, ruhunu teslim ederken de rahmete nail olabilmek için yastığının çekilmesini ve başının kuru yere bırakılmasını isteyen Ömer...
Allah'ın adaleti için öz oğlunu kırbaç altında eriten, gök kubbe çapında kurduğu adalet kubbesinde yankıları gök kubbe durdukça devam edecek olan Ömer...
Birden kulağına çarpan bir âyetin haşyetiyle yere düşüp bir ay hasta yatan Ömer...
İyi ve doğruyla beraber ileriyi en iyi temyiz eden, bu yüzden ayırdedici «Faruk» lâkabını alan ve Allah Resûlünün «Şeytan, Ömer'den korkar» teşhisine ve «Benden sonra Ömer ne taraftaysa hak oradadır» takdirine eren Ömer...