Herkese merhaba
Bugün, polisiye gerilimin bilindik isimlerden Jean-Christophe Grangé’nin Ölüler Diyarı kitabıyla geldim.
Kitap, üç bölümden oluşuyor.
İlk bölüm; Cinayet Büro Amiri Corso ve ekibinin, ‘bir kaynak suyu kadar saf sahne sanatçısı’ diye tabir edilen, striptiz kulübünde çalışan bir kadının cinayetini araştırmasıyla başlıyor. Bu cinayet çözülmeden, aynı kulüpten bir başka kadın dansçı daha öldürülüyor. Kadınların aynı işyerinde çalışmak dışında tek ortak noktası, sadomazoşist cinsel eğilimleri olması.
İkinci bölümde; Corso'nun araştırmaları sonuç veriyor ve karşısına eski mahkum, yeni ressam Sobieski çıkıyor. Sobieski, sözde tarzının ünlü ressam Francisco Goya'yı andırdığını söylerek suçlamaları reddediyor. (Goya, insanın karanlık tarafını, savaşın vahşetini ve deliliği resmeden ilk ressamlardan)
Üçüncü bölümde ise kitapta namuslu tek kişinin kalmadığı ters köşeler okuyoruz.
Allah’ım bu nasıl bir kitaptı böyle
Okurken mideniz, psikolojiniz alt üst olacak. Yazarın kalemi, sinematiktir; okurken film izliyormuş gibi hissettirir ama bu sapkınlıklar, porno ve sadomazoşizmin detaylandırılıp tekralanması beni inanılmaz derecede rahatsız etti. Sırf yarım bırakma huyum yok diye bitirdim,
haliyle tavsiye etmiyorum.
Keyifli okumalarda buluşmak üzere
Ölüler DiyarıJean-Christophe Grangé · Doğan Kitap · 20193,994 okunma
Herkese merhaba
Bugün, vefasızlık ve minnet kavramlarını temel alan bir büyüme hikayesinin anlatıldığı; Nankörler kitabı ile geldim.
1970’lerin İspanya’sında geçen kitap, öğretmen Mercedes’in; Vero, Isa ve David adındaki üç çocuğuyla bir köy okuluna tayiniyle başlıyor. Esas kahramanımız, evin en küçüğü David; hikayeyi o anlatıyor.
Köy okulunun eksikleri, birkaç sınıfı bir arada okutmanın zorluğu ve mesafeli sevgisi nedeniyle kendi çocuklarını ihmal ettiğini düşünen Mercedes, ev işlerinde kendisine yardım etmesi için köylülerden; kocası ve çocuğu ölmüş, kimsesiz, okuma yazması olmayan duyma engelli Emerita ile anlaşıyor.
Emerita, annenin evdeki boşluğunu doldurmanın ötesinde; okullarda öğretilmeyen bir hayatı, sonsuz bir sevgi ve sabırla hem de hiçbir çaba göstermeden yaşatıyor çocuklara.
Ve günler geçiyor, Mercedes şehir merkezine tayin oluyor; bakalım aile köyden göçerken Emerita onlarla gelecek mi gelmeyecek mi?
Sonuna geldiğimizde, ne kadar çok şey paylaşsa, zor zamanları beraber atlatsa da; işi bittiğinde insanların nankör taraflarının nasıl ortaya çıktığını çok güzel görüyoruz.
Aslında Emerita, ücreti karşılığında çalışmış bir kadın ama ücretin çok üstünde bir emek, yürek verdiği için insan daha fazlasını bekliyor galiba.
Önceki yaşadıkları da eklenince Emerita, yüreğimde bir yumru oldu kaldı vesselam.
Ajite etmeden ciğeriniz sökülsün istiyorsanız doğru yerdesiniz.
Keyifli okumalar