Günleri gecelere, geceleri günlere, mevsimleri birbirine bağlayan ve dörtnala giderken birbirine bakmayan diğer atların yanında, bir koşu atı gibi tırıs giden gezgin bir ruhum ben. Bacaklarımın uzun bir koşudan sonra zayıfladığını hissediyorum. Sanki bir kuklayım, birisi birden iplerimi kesmiş ve ben, izleyicisi olmayan karanlık bir sahneye düşmüş gibiyim. Ama şimdi iki küçük kanat takmak ve yavaş yavaş büyümelerini hissetmek istiyorum.
Her son kez, düşündüğümüzden daha kısa sürede geliyor. Son gülümseme, son kucaklaşma, son manzara, son iyi his. Ne zaman son kez olacağını asla bilemiyorsun. Nedeni her zaman ölüm veya ayrılık değildir; bazen sadece acımasız parmaklarıyla her şeyi ezen zamanın zalim elidir. Bir zamanlar var olan duyguların kırıntılarından başka bir şey kalmıyor.
Bir balığın dışarıdan nehre bakabildiğini düşünsene… Sence hayatının bağlı olduğu yerin aynı nehir olduğunu anlayabilir miydi? Mutluluğunun, hareketinin kaynağı olduğunu? Veya nehri hiç göremeyeceği veya tanıyamayacağı için ölümden o kadar korkar mıydı?