Bütün bunları sormadığım halde anlatıyorlar bana. Çünkü anlatacak birine ihtiyaçları var. Çünkü yalnızlar. Ben de yalnızım ama bizden bir yalnızlar kulübü olmaz. Onlarınki seçilmiş yalnızlık, benimki ise doğuştan.
“Sanatseverim” diyordu kendisi için. Oysa yalnızdı. Ben onun yalnız olduğunu biliyordum. Sanatı sevmek kendini sevmekten daha kolay geliyordu ona. Hepsi bu. Elimden gelse, daha doğrusu onun beni yargılamayamayacağını bilsem, onu eve davet ederdim akşamları ve bir daha da hiç yalnız bırakmazdım.
Aptal! Keşke güvenmeseydi. Bir kere bile iş yerime beni almaya gelmedi. Özel alanıma müdahale etmek istemiyormuş. Et be adam, et! Et! Kıskan. Ara. Sor.Hatta sınırla. Yasakla. Müdahale et. Önemse. Yalnız olmadığımı hissettir bana. Ben varım, de. Bütün dünya senin üstüne gelse ben varım, korkma de. Beni bütün dünyanın üstüne tek başıma yürümek zorunda bırakma.
Hiç kimse yapmadı bunu. Ne babam ne kocam. Sınırsız ve kuralsızdım. Sınırı olmadığında çok uzaga gidebileceğini düşünüyor insan. Bilmiyorum belki de bu, ailen olup da sınırsız olduğun durumlarda geçerlidir. Hem ailen hem sınırın yoksa, uzakların bir anlamı yok; çünkü kalkıp gitme isteğin olmuyor. Zaten her şeye, bütün dünyaya uzaksın, daha nereye gideceksin?
“Çok da şey yapma ya, sonuçta dünyadaki tek kimsesiz insan sen değilsin” dedi bir gün. O kadar uzaktan geldi ki sesi… dünyadaki tek kimsesiz kimse olmayı, dünyadaki pek çok kimsesizden sadece biri olmayı tercih ederdim. Kimsesizlik öyle bir duygu ki, kimsenin tatmasını istemem.